2001 krizinde 50 bin çalışanını kaybeden ve birçok şubenin kapısına kilit vuran bankalar, bu yıl eski rakamlarına ulaştı.
Ece CEYHUN - Jülide YİĞİTTÜRK GÜRDAMAR
İSTANBUL - Türk bankacılık sistemi sadece kredi ve mevduat hacmini değil istihdam ve şube ağını da genişletiyor.
Kriz yılı 2009'da 800 personel alan bankacılık sistemi bu hızla giderse 2010 yılı sonunda 13 binden fazla kişiye istihdam sağlamış olacak. Böylece sektörün toplam insan kaynağı da 190 bine dayanacak. Şube sayısı da 9 bin 700'ü devirecek. Türkiye'nin 14 büyük bankası şimdiye kadar 329 şube açtıklarını buna karşılık 8 ayda 8 binden fazla personel aldığını, yıl sonuna kadar 367 şube daha açarak 5600'den fazla kişiyi işe alacağını bildirdi.
Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre Haziran 2010 itibariyle Türk bankacılık sisteminin personel sayısı 176 bin 364'e, şube sayısı ise 9 bin 149'a yükselmiş görünüyor. Türk bankaları Aralık 2009'a göre 3 bin 962 personel alarak 122 yeni şubeyi devreye aldı. Sektörde son 10 yılda şube ve personel sayılarının gelişimine bakıldığında 2001 krizinin izleri yoğun bir şekilde hissediliyor. 2000 yılına 174 bin personel 7 bin 691 şube ile giren sektör aynı yıl 3 bin 587 personelini kaybederken kriz yılı 2001'de 32 bin 906 kişiyi kaybetti.
2002 yılında da küçülmeye devam eden sektörde 2003 yılı sonunda 5 bin 966 şube 123 bin 249 personel kalmıştı. 1999-2003 yılları arasında 50 binden fazla personelini yitiren sektör ardından yavaş yavaş büyümeye başlamış ve personelde en hızlı hamleyi 2007 yılında 15 binden fazla kişiyi bir anda alarak gerçekleştirmişti.
2006, 2007 ve 2008 yıllarında kaybettiği 50 bin personelin yerini dolduramayan sektör 2001 krizi öncesindeki seviyeleri ancak bu yıl yakalayabildi. Bir başka kriz yılı 2009'da 804 personel alımına karşılık 237 şube açan sektör bu yıl koşar adımlarla gidiyor.
DÜNYA’nın yaptığı araştırmaya katılan Türkiye'nin en büyük 14 bankası bu yıl 329 şube açıp 8 bin 274 personel aldığını yılın kalan 4 aylık bölümünde ise 367 şube açıp 5691 personel almayı hedeflediğini bildirdi. Eğer bankaların planları tutarsa sektörde şube sayısı 9 bin 700'ü personel sayısı ise 186 bini aşacak. Bu da sektör için tarihinin en yüksek şube ve personel rakamı demek olacak. Bu yıl içinde Vakıf-Bank, Ziraat Bankası, İş Bankası, Akbank ve Finansbank’ın alımları dikkat çekerken sadece bu 5 banka 6 bine yakın personel almış olacak. Bankalar şube tarafında ağırlıklı olarak hedeflerine paralel giderken istihdam da planlarını biraz aşmış görünüyorlar.
Akbank, 4 ayda 49 şube daha açacak
Akbank İnsan Kaynakları İş Biriminden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Bade Sipahioğlu Işık, 2010 yılı hedef ve stratejilerine paralel; 80 yeni şube açılışını planladıklarını kaydederek "27 Ağustos itibariyle de 31 şube açılışını gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Şubeleri Türkiye'nin değişik yerinde, birçok farklı ilde açtık. Şube açtığımız iller arasında İstanbul, Ankara, Çorum, Konya, Kilis, Diyarbakır, Bursa, Zonguldak, Balıkesir, Kocaeli, Kayseri ve Gaziantep'i sayabiliriz" dedi. Yılbaşına kadar; Türkiye'nin çeşitli illerinde 49 yeni şube daha açacaklarını ifade eden Sipahioğlu Işık, "Bu gelişmelere paralel olarak; Yaklaşık 1500 kişilik alım planladık şu ana kadar 1050 kişilik işe alım gerçekleştirdik. 2011 planlarımızı henüz yeni yapıyoruz" değerlendirmesinde bulundu. Bu arada dün bankadan yapılan açıklamada 1 Eylül 2010 tarihi itibariyle, İnsan Kaynakları ve Destek İş Biriminden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Zeki Tuncay’ın, Kredi Takip ve Destek İş Biriminden sorumlu Genel Müdür Yardımcılığına, İnsan Kaynakları ve Organizasyon Bölüm Başkanı Bade Sipahioğlu Işık’ın, İnsan Kaynakları İş Biriminden sorumlu Genel Müdür Yardımcılığına atandığı kaydedildi.
İş Bankası yıl sonunda 2 bin personel almış olacak
Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Zafer Memişoğlu, yılbaşından bu yana 34 yeni şube açtıklarını ve bin 600 kişiyi işe aldıklarını söyledi. Memişoğlu, 2010 yılı içerisinde 60 yeni şube açmayı ve asgari 2.000 yeni çalışanı istihdam etmeyi planladıklarını kaydederek "27 Ağustos tarihi itibarıyla 34 yeni şubemiz faaliyete geçti. 31 Temmuz 2010 itibariyle işe alınan çalışan sayısı 1.600 civarındadır. Eleman alım sürecimiz yılsonuna kadar devam edecektir" dedi. Yılsonuna kadar 26 yeni şube daha açmayı planladıklarını ifade eden Memişoğlu, "Personel alım süreçlerimiz de halen devam etmekte olup, yılsonuna kadar alınacak çalışan adedinin de asgari 500 dolayında olması beklenmektedir"
bilgisini verdi. Memişoğlu, 2011 yılında da şube ve genel müdürlük bölümlerinin personel ihtiyacı dikkate alınmak suretiyle yapılan planlamalar doğrultusunda eleman alım süreçlerinin devam edeceğini söyledi.
İş Bankası bu yıl en çok şubeyi Antalya'da açtı. Bankanın yeni açılan şubeleri şu illerde faaliyet gösteriyor: Afyonkarahisar (1), Ağrı (1), Ankara (5), Antalya (9), Bursa (3), Denizli (1), Edirne (1), İstanbul (5), İzmir (2), Kırıkkale (1), Kocaeli (1), Kütahya (1), Sakarya (1), Tekirdağ (2).
VakıfBank’ın personel sayısı 10 bini devirdi
VakıfBank Genel Müdür Başyardımcısı Mehmet Cantekin, bankanın 2010 yılında hedefinin 100 şube açarak yurtiçi şube sayısını 647'ye, personel sayısını ise 11
bin 400'e çıkartmak olduğunu anlatarak " Yani 1250 yeni personel istihdam etmekti. Yıl içinde 61 yeni şube açtık, 454 yeni personeli de VakıfBank Ailesi'ne kattık.
2010 yılı başından itibariyle 61 yeni şube ve 454 yeni çalışanımızla toplam şube sayımızı 602'ye, personel sayımızı ise 10252'ye çıkarttık" diye konuştu. Cantekin, yeni şube açılacak yerlerle ilgili çalışmalarının devam ettiğini aktararak şöyle konuştu:
"Şartlar uygun olursa açmayı düşünüyoruz. Yılbaşına kadar alınacak 1000 personelin, 900'ünün atamasının ise bu ay içinde yapılması planlanmaktadır. 2011 yılında şartlar uygun olduğu takdirde 600 ila 1000 arasında personel daha almayı planlıyoruz." VakıfBank'ın yeni açılan şubeleri Ankara, İstanbul, İzmir, Konya, Antalya, Muğla, Bitlis, Eskişehir, Şırnak, Urfa, Aydın, Tekirdağ, Adana, Bursa, Diyarbakır, Bartın, Zonguldak, Hatay, Denizli'de.
Garanti, 17 bin personeli aşmayı planlıyor
Garanti Bankası İnsan Kaynakları Koordinatörü Osman Tüzün, bu yılın başında, 2010 sonu itibarıyla şube sayılarını 875'e çıkarmayı ve personel sayılarının da 17 bini aşmasını planladıklarını belirterek "Yılbaşından bu yana 24'ü il ve 14'ü ilçe merkezinde olmak üzere yurtiçinde toplam 38 yeni şube açtık, personel sayımız 290 kişi arttı. Yıl sonuna kadar 51 yeni şube açacak, personel sayımızı da 17.000'in üzerinde kapatacağız" dedi. Tüzün, Garanti Bankası'nın ocak ayından bu yana şube açtığı il ve ilçe merkezleri hakkında da şu bilgileri verdi: "İlk şubemizi açtığımız Gümüşhane, Siirt ve Tunceli il merkezlerinin yanısıra Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Hatay, İstanbul, Mersin, Sakarya ve Uşak il merkezlerinde, Alanya, Bandırma, Bodrum, Edremit, Gebze, Kazan, Kulu, Serik ve Susurluk ilçe merkezlerinde şube açılışı yapılmıştır."
DenizBank, 2 yılda 2 bin kişi alacak
DenizBank Yönetim Hizmetleri Grubu Genel Müdür Yardımcısı Tanju Kaya bu yıl 50 yeni şube açmayı ve toplam personel sayılarını 700 kişi büyütmeyi planladıklarını kaydetti.
Kaya, şimdiye kadar 7 şubenin açılışını gerçekleştirdiklerini ifade ederek "Ayrıca 22 şubemiz de inşaat ve açılış sürecinde bulunuyor. Bu büyümeye paralel yıl içinde 1,100 kişi işe alınırken, toplam personel sayısı da yaklaşık 500 kişi arttı.
Yılbaşına kadar 21 şube daha açarak toplam 50 şube açmış olacağız. Yılsonuna kadar personel sayımız 1,000 kişi büyüyecek" bilgisini verdi. Kaya, DenizBank'ın 2011'de yine 50 yeni şube açmayı planladığını açıklayarak "Önümüzdeki yıl personel sayımızı 1,000 kişi arttırmayı planlıyoruz" dedi. DenizBank'ın açılmış ve açılış sürecindeki 29 şubesi, İstanbul ağırlıklı olmak üzere Ankara, Bursa, Samsun, Eskişehir, Sakarya, Adana, Kocaeli, Antalya, Muğla, Yozgat, İzmir, Bitlis, Manisa, Kayseri illerinde bulunuyor.
Ziraat Bankası, 2.750 personel almış olacak
Ziraat Bankası yetkilileri, bankanın genel stratejisi doğrultusunda öncelikli ihtiyacı bulunan yerler başta olmak üzere, 2010 yılında 100 civarında şube açılması planlandığını kaydederek "29 Ağustos 2010 itibariyle 53'ünün açılışı tamamlandı. Yıl sonuna kadar 50 civarında daha şube açılışı yapılacaktır. 29 Ağustos 2010 itibariyle 1.500 personel alımı gerçekleştirilmiştir, yıl sonuna kadar 1.250 personel daha alınacaktır. 2011 yılında da genel stratejimiz doğrultusunda şubeleşmeye devam edilecektir. Sayıyı ihtiyaçların yoğunluğu belirleyecektir" açıklamasında bulundular. Banka, Adana, Afyonkarahisar, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Denizli, Erzincan, Eskişehir, Isparta, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Manisa Mersin, Sakarya, Samsun, Uşak'ta şube açılışı gerçekleştirdi.
Şekerbank hedefleri paralelinde gidiyor
Şekerbank İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Nejat Bilginer, bu yıl başında 10 yeni şube açmayı ve yeni şubeleri için 100 civarında istihdam sağlamayı planladıklarını söyledi. Bilginer, İstanbul/Esenyurt, Muğla/Ortaca, Konya/Ilgın, Bursa/Mustafakemalpaşa'da olmak üzere 4 şube açılışı ile toplam 40 personel alımı gerçekleştirdiklerini kaydetti. Bilginer, "2010 yılı sonuna kadar 6 şube daha açarak, şube sayımızı 266 ya ulaştırıp 60 civarında personel almayı planlıyoruz. 2011 planları yıl sonuna doğru netleşecek olmakla birlikte yine Anadolu Bankacılığı misyonumuz gereği bankacılık hizmetlerinden yeterince faydalanmayan bölgelerde şube açılışlarımız devam edecek. Öte yandan, Bankamızın yıllar içerisindeki istihdam gelişimine baktığımız zaman, 2001 yılına göre Bankamız çalışan sayısının %38 arttığını görüyoruz. Şekerbank olarak üretimi destekleyen ürün ve hizmetlerimizin yanı sıra istihdam sağlayarak ülkemiz ekonomisine katkıda bulunmaya devam edeceğiz" değerlendirmesinde bulundu.
Yapı Kredi, 60 şube açmayı hedefledi 23 şube tamam
Yapı Kredi İnsan Kaynaklarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Cihangir Kavuncu, 2010 yılında toplam 60 yeni şube açmayı ve 1000 kişi alınmayı planladıklarını belirterek "Bu plan çerçevesinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. İstihdamı da bu büyümeye paralel olarak yönetiyoruz. 2010 yılı içerisinde 27 Ağustos tarihi itibari ile toplam 23 şube açılışı gerçekleştirdik. Bu şubelerimizde toplam 137 kişi görev yapıyor. Yılsonuna kadar yaklaşık 860 kişi daha istihdam edilecek" diye konuştu.
Kavuncu 2011 yılında büyük ve gelişmekte olan illerdeki KOBİ piyasalarını göz önünde bulundurmakla beraber perakende şubeler açmaya devam edeceklerini anlatarak büyük il merkezleri dışında Anadolu'daki gelişmekte olan il ve ilçelerde de şube açılışlarını sürdüreceklerini aktardı. Kavuncu, "İçinde bulunduğumuz yıl içerisinde İstanbul, Ankara, Kahramanmaraş, Samsun, Antalya, Kayseri, Malatya, Isparta, Hatay, Mersin, Tekirdağ, Trabzon, Bursa, Konya, Ordu, Gaziantep olmak üzere 16 ilde şube açılışlarımızı gerçekleştirdik" bilgisini de verdi.
31 Ağustos 2010 Salı
Piyasa Yapıcı Bankalar Belli Oldu
2010 - 2011 döneminde piyasa yapıcılığı yeterlilik kriterlerini sağlayarak "Piyasa Yapıcı" olarak faaliyet göstermesi uygun görülen bankalar açıklandı.
ANKARA - Piyasa yapıcılığı yeterlilik kriterlerini sağlayarak "Piyasa Yapıcı" olarak faaliyet göstermesi uygun görülen bankalar açıklandı.
Hazine Müsteşarlığının web sitesinden yapılan duyuruya göre, 2010 - 2011 döneminde piyasa yapıcılığı yeterlilik kriterlerini sağlayarak "Piyasa Yapıcı" olarak faaliyet göstermesi uygun görülen bankalar şunlar:
Akbank T.A.Ş,
Deutsche Bank A.Ş,
Finansbank A.Ş,
Fortisbank A.Ş,
HSBC Bank A.Ş,
ING Bank A.Ş,
Ziraat Bankası A.Ş,
Garanti Bankası A.Ş,
Halk Bankası A.Ş,
İş Bankası A.Ş,
Vakıflar Bankası T.A.O ve
Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.
ANKARA - Piyasa yapıcılığı yeterlilik kriterlerini sağlayarak "Piyasa Yapıcı" olarak faaliyet göstermesi uygun görülen bankalar açıklandı.
Hazine Müsteşarlığının web sitesinden yapılan duyuruya göre, 2010 - 2011 döneminde piyasa yapıcılığı yeterlilik kriterlerini sağlayarak "Piyasa Yapıcı" olarak faaliyet göstermesi uygun görülen bankalar şunlar:
Akbank T.A.Ş,
Deutsche Bank A.Ş,
Finansbank A.Ş,
Fortisbank A.Ş,
HSBC Bank A.Ş,
ING Bank A.Ş,
Ziraat Bankası A.Ş,
Garanti Bankası A.Ş,
Halk Bankası A.Ş,
İş Bankası A.Ş,
Vakıflar Bankası T.A.O ve
Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.
27 Ağustos 2010 Cuma
Yapı Kredi'den yüzde 100 Anapara Garantili Yeni Fon
B Tipi yüzde 100 Anapara Garantili Dokuzuncu Alt Fon için 27 Ağustos–2 Eylül 2010 tarihleri arasında talep toplanacak.
İSTANBUL - Yapı Kredi'nin, yatırım dönemi USD/TL kuru değerlerinin, her bir gözlem dönemi başında spot kur seviyesine göre yeniden belirlenecek USD/TL kuru bant aralıkları içinde kalacağı toplam dönem sayısına göre getiri elde etme imkanı sağlayan, yüzde 100 anapara garantili bir fonu daha yatırımcıların hizmetine sunduğu bildirildi.
Yapı Kredi Portföy Yönetimi'nden yapılan açıklamada, B Tipi yüzde 100 Anapara Garantili Dokuzuncu Alt Fon için 27 Ağustos–2 Eylül 2010 tarihleri arasında talep toplanacağı belirtildi.
Açıklamada, yatırım döneminin 3 Eylül 2010'da başlayıp, 11 Mayıs 2011 tarihinde sona ereceği (250 gün) yüzde 100 Anapara Garantili Dokuzuncu Alt Fon'a minimum 5 bin lira ile yatırım yapılabileceği, fona alım başvurularının ise Yapı Kredi şubelerinden gerçekleştirileceği kaydedildi.
Yapı Kredi Portföy Yönetimi Genel Müdürü Gülsevin Yılmaz da, konuya ilişkin değerlendirmesinde, yüzde 100 Anapara Garantili Dokuzuncu Alt Fon'un alternatif yatırım araçlarını kullanarak, portföy çeşitlendirmesi ile mevduat, tahvil ve bono gibi TL bazındaki sabit getirili yatırım araçlarının getirisinden daha yüksek kazanç elde etmek isteyen yatırımcılar için uygun bir yatırım alternatifi olduğunu belirterek, "Yapı Kredi olarak 2010 yılında müşterilerimize yeni fonumuzla beraber yedi farklı anapara garantili yatırım fonu ve bir altın fonu sunmuş bulunuyoruz.
Önümüzdeki dönemde de başta anapara garantili fonlar olmak üzere yatırımcılarımıza yeni yatırım fonları sunmaya devam edeceğiz" dedi.
İSTANBUL - Yapı Kredi'nin, yatırım dönemi USD/TL kuru değerlerinin, her bir gözlem dönemi başında spot kur seviyesine göre yeniden belirlenecek USD/TL kuru bant aralıkları içinde kalacağı toplam dönem sayısına göre getiri elde etme imkanı sağlayan, yüzde 100 anapara garantili bir fonu daha yatırımcıların hizmetine sunduğu bildirildi.
Yapı Kredi Portföy Yönetimi'nden yapılan açıklamada, B Tipi yüzde 100 Anapara Garantili Dokuzuncu Alt Fon için 27 Ağustos–2 Eylül 2010 tarihleri arasında talep toplanacağı belirtildi.
Açıklamada, yatırım döneminin 3 Eylül 2010'da başlayıp, 11 Mayıs 2011 tarihinde sona ereceği (250 gün) yüzde 100 Anapara Garantili Dokuzuncu Alt Fon'a minimum 5 bin lira ile yatırım yapılabileceği, fona alım başvurularının ise Yapı Kredi şubelerinden gerçekleştirileceği kaydedildi.
Yapı Kredi Portföy Yönetimi Genel Müdürü Gülsevin Yılmaz da, konuya ilişkin değerlendirmesinde, yüzde 100 Anapara Garantili Dokuzuncu Alt Fon'un alternatif yatırım araçlarını kullanarak, portföy çeşitlendirmesi ile mevduat, tahvil ve bono gibi TL bazındaki sabit getirili yatırım araçlarının getirisinden daha yüksek kazanç elde etmek isteyen yatırımcılar için uygun bir yatırım alternatifi olduğunu belirterek, "Yapı Kredi olarak 2010 yılında müşterilerimize yeni fonumuzla beraber yedi farklı anapara garantili yatırım fonu ve bir altın fonu sunmuş bulunuyoruz.
Önümüzdeki dönemde de başta anapara garantili fonlar olmak üzere yatırımcılarımıza yeni yatırım fonları sunmaya devam edeceğiz" dedi.
Bankaların Kredi Hacmi Yükseldi
Finans Gündem
Katılım bankaları hariç bankaların kredi hacmi, geçen bir haftada 2 milyar 18 milyon 265 bin lira arttı
Katılım bankaları hariç bankaların kredi hacmi, 13 Ağustos itibariyle, geçen bir haftada 2 milyar 18 milyon 265 bin lira artarak 385 milyar 83 milyon 332 bin liraya çıktı.
Söz konusu tarih itibariyle mali kesime verilen krediler de 11 milyar 253 milyon 52 bin liradan, 10 milyar 875 milyon 55 bin liraya gerilerken, bu kredilerin 7 milyar 921,7 milyon lirası mevduat bankaları, 2 milyar 953,3 milyon lirası da kalkınma ve yatırım bankaları kredilerinden oluştu.
Mali olmayan kesime verilen kredilerin 31,2 milyar lirasını Merkez Bankası, 360 milyar 502,2 milyon lirasını mevduat bankaları, 13 milyar 674,9 milyon lirasını da kalkınma ve yatırım bankaları kredileri oluşturdu. Mevduat bankalarının kredileri, 6-13 Ağustos döneminde 2 milyar 354,5 milyon lira arttı.
Bankalardaki kredi hacmi, dönemler itibarıyla şöyle oldu:
Tarih (Bin Lira) / Kredi Hacmi
-------- -----------
30.01.09 281.167.148
27.02.09 280.241.578
27.03.09 278.841.626
24.04.09 276.646.421
29.05.09 282.796.658
26.06.09 285.180.979
31.07.09 285.113.654
28.08.09 286.106.095
25.09.09 288.524.553
30.10.09 298.862.532
26.11.09 306.225.081
31.12.09 314.965.002
29.01.10 316.913.932
26.02.10 327.620.360
26.03.10 336.041.883
02.04.10 339.112.549
30.04.10 347.943.191
07.05.10 350.293.655
28.05.10 360.621.372
04.06.10 362.316,899
11.06.10 366.556.085
18.06.10 366.616.319
25.06.10 371.467.373
02.07.10 378.310.040
09.07.10 378.451.498
16.07.10 381.797.685
23.07.10 379.977.985
30.07.10 385.170.430
06.08.10 383.065.067
13.08.10 385.083.332
Katılım bankaları hariç bankaların kredi hacmi, geçen bir haftada 2 milyar 18 milyon 265 bin lira arttı
Katılım bankaları hariç bankaların kredi hacmi, 13 Ağustos itibariyle, geçen bir haftada 2 milyar 18 milyon 265 bin lira artarak 385 milyar 83 milyon 332 bin liraya çıktı.
Söz konusu tarih itibariyle mali kesime verilen krediler de 11 milyar 253 milyon 52 bin liradan, 10 milyar 875 milyon 55 bin liraya gerilerken, bu kredilerin 7 milyar 921,7 milyon lirası mevduat bankaları, 2 milyar 953,3 milyon lirası da kalkınma ve yatırım bankaları kredilerinden oluştu.
Mali olmayan kesime verilen kredilerin 31,2 milyar lirasını Merkez Bankası, 360 milyar 502,2 milyon lirasını mevduat bankaları, 13 milyar 674,9 milyon lirasını da kalkınma ve yatırım bankaları kredileri oluşturdu. Mevduat bankalarının kredileri, 6-13 Ağustos döneminde 2 milyar 354,5 milyon lira arttı.
Bankalardaki kredi hacmi, dönemler itibarıyla şöyle oldu:
Tarih (Bin Lira) / Kredi Hacmi
-------- -----------
30.01.09 281.167.148
27.02.09 280.241.578
27.03.09 278.841.626
24.04.09 276.646.421
29.05.09 282.796.658
26.06.09 285.180.979
31.07.09 285.113.654
28.08.09 286.106.095
25.09.09 288.524.553
30.10.09 298.862.532
26.11.09 306.225.081
31.12.09 314.965.002
29.01.10 316.913.932
26.02.10 327.620.360
26.03.10 336.041.883
02.04.10 339.112.549
30.04.10 347.943.191
07.05.10 350.293.655
28.05.10 360.621.372
04.06.10 362.316,899
11.06.10 366.556.085
18.06.10 366.616.319
25.06.10 371.467.373
02.07.10 378.310.040
09.07.10 378.451.498
16.07.10 381.797.685
23.07.10 379.977.985
30.07.10 385.170.430
06.08.10 383.065.067
13.08.10 385.083.332
26 Ağustos 2010 Perşembe
Banka Mevduatları Yükseldi
Finans Gündem
Bankalardaki toplam mevduat, 13 Ağustos 2010 tarihi itibariyle 505 milyar 745 milyon 625 bin lira oldu
Bankalardaki toplam mevduat, 13 Ağustos 2010 tarihi itibariyle 505 milyar 745 milyon 625 bin lira oldu. 6-13 Ağustos arasındaki bir haftalık süreçte mevduat tutarı, 4 milyar 585 milyon 484 bin lira arttı.
Merkez Bankası Haftalık Bültenine göre, söz konusu dönemde, TL cinsinden mevduat 344 milyar 549 milyon 769 bin liradan 349 milyar 377 milyon 990 bin liraya yükseldi. Yabancı para cinsinden mevduat da 146 milyar 840 milyon 509 bin liradan 147 milyar 393 milyon 288 bin liraya çıktı.
13 Ağustos itibarıyla 8 milyar 974 milyon 347 bin lira olan bankalararası mevduatın ise 5 milyar 379 milyon 316 bin lirası TL, 3 milyar 595 milyon 31 bin lirası da yabancı paradan oluştu.
Bankalardaki mevduat, dönemler itibarıyla şöyle oldu:.
TARİH / Bankalardaki Yabancı Mevduat / Bankalardaki TL Mevduat / Toplam Mevduat (bin TL)
------- ------------------ ----------------- -------------
30.01.09 136.263.174 268.915.303 409.697.293
27.02.09 138.701.118 275.546.025 418.920.455
27.03.09 142.294.006 271.802.298 419.903.608
24.04.09 143.548.256 268.218.534 417.149.069
29.05.09 143.515.914 269.140.332 418.460.812
26.06.09 142.165.514 277.649.842 426.280.918
31.07.09 140.432.689 280.831.268 427.907.641
28.08.09 144.589.691 277.042.975 429.153.633
25.09.09 147.716.621 280.891.346 435.909.288
30.10.09 147.955.052 285.785.225 441.630.518
26.11.09 147.028.379 295.443.328 449.855.503
31.12.09 147.440.058 307.591.359 463.967.485
29.01.10 147.765.520 305.643.288 460.295.817
05.02.10 144.804.848 305.392.070 458.104.227
26.02.10 145.928.188 319.601.224 474.158.963
05.03.10 144.686.765 315.174.613 467.477.944
26.03.10 145.878.433 323.627.585 477.486.179
02.04.10 145.727.293 321.300.752 476.853.132
30.04.10 146.335.596 319.958.439 475.435.370
07.05.10 143.886.186 322.800.567 475.883.826
28.05.10 140.830.729 332.174.206 483.146.067
04.06.10 139.048.936 333.574.718 482.379.477
25.06.10 141.928.812 346.045.591 498.539.388
02.07.10 142.778.840 346.518.762 499.476.277
09.07.10 142.189.967 345.970.134 497.303.316
16.07.10 143.323.156 349.788.608 502.306.460
23.07.10 143.696.002 348.714.344 503.681.134
30.07.10 144.791.259 352.231.777 507.091.103
06.08.10 146.840.509 344.549.769 501.160.141
13.08.10 147.393.288 349.377.990 505.745.625
Bankalardaki toplam mevduat, 13 Ağustos 2010 tarihi itibariyle 505 milyar 745 milyon 625 bin lira oldu
Bankalardaki toplam mevduat, 13 Ağustos 2010 tarihi itibariyle 505 milyar 745 milyon 625 bin lira oldu. 6-13 Ağustos arasındaki bir haftalık süreçte mevduat tutarı, 4 milyar 585 milyon 484 bin lira arttı.
Merkez Bankası Haftalık Bültenine göre, söz konusu dönemde, TL cinsinden mevduat 344 milyar 549 milyon 769 bin liradan 349 milyar 377 milyon 990 bin liraya yükseldi. Yabancı para cinsinden mevduat da 146 milyar 840 milyon 509 bin liradan 147 milyar 393 milyon 288 bin liraya çıktı.
13 Ağustos itibarıyla 8 milyar 974 milyon 347 bin lira olan bankalararası mevduatın ise 5 milyar 379 milyon 316 bin lirası TL, 3 milyar 595 milyon 31 bin lirası da yabancı paradan oluştu.
Bankalardaki mevduat, dönemler itibarıyla şöyle oldu:.
TARİH / Bankalardaki Yabancı Mevduat / Bankalardaki TL Mevduat / Toplam Mevduat (bin TL)
------- ------------------ ----------------- -------------
30.01.09 136.263.174 268.915.303 409.697.293
27.02.09 138.701.118 275.546.025 418.920.455
27.03.09 142.294.006 271.802.298 419.903.608
24.04.09 143.548.256 268.218.534 417.149.069
29.05.09 143.515.914 269.140.332 418.460.812
26.06.09 142.165.514 277.649.842 426.280.918
31.07.09 140.432.689 280.831.268 427.907.641
28.08.09 144.589.691 277.042.975 429.153.633
25.09.09 147.716.621 280.891.346 435.909.288
30.10.09 147.955.052 285.785.225 441.630.518
26.11.09 147.028.379 295.443.328 449.855.503
31.12.09 147.440.058 307.591.359 463.967.485
29.01.10 147.765.520 305.643.288 460.295.817
05.02.10 144.804.848 305.392.070 458.104.227
26.02.10 145.928.188 319.601.224 474.158.963
05.03.10 144.686.765 315.174.613 467.477.944
26.03.10 145.878.433 323.627.585 477.486.179
02.04.10 145.727.293 321.300.752 476.853.132
30.04.10 146.335.596 319.958.439 475.435.370
07.05.10 143.886.186 322.800.567 475.883.826
28.05.10 140.830.729 332.174.206 483.146.067
04.06.10 139.048.936 333.574.718 482.379.477
25.06.10 141.928.812 346.045.591 498.539.388
02.07.10 142.778.840 346.518.762 499.476.277
09.07.10 142.189.967 345.970.134 497.303.316
16.07.10 143.323.156 349.788.608 502.306.460
23.07.10 143.696.002 348.714.344 503.681.134
30.07.10 144.791.259 352.231.777 507.091.103
06.08.10 146.840.509 344.549.769 501.160.141
13.08.10 147.393.288 349.377.990 505.745.625
Yunan Bankalarına Birleşme Baskısı
Gözler, National Bank of Greece, EFG Eurobank Ergasias, Alpha Bank ve Piraeus Bank'ta
Avrupa'da derinleşen borç krizinin en önemli kahramanı Yunanistan'da bankalar üzerindeki politik "birleşin" baskısı her geçen gün artarak sürüyor. Ülkenin en büyük bankaları National Bank of Greece, EFG Eurobank Ergasias, Alpha Bank ve Piraeus Bank ikinci çeyrek sonuçlarını gelecek hafta açıklayacak. Bu bankaların ikinci çeyrek gelirlerinin artan kredi kayıpları ve kötüleşen varlık kalitesi nedeniyle hızla düşmesi bekleniyor.
Birleşme içeriden olur
Bloomberg'in 9 analist arasında yaptığı araştırmaya göre National Bank of Greece'in ikinci çeyrek gelirlerinin bir önceki yıla göre yüzde 72 gerileyerek 109.7 milyon euroya gerileyeceği tahmin ediliyor. EFG Eurobank'ın aynı dönemde gelirlerindeki gerilemenin yüzde 65 olması, gelirinin de 30.7 milyon euroya düşmesi bekleniyor. Bloomberg'de yer alan habere göre Yunanistan Maliye Bakanı George Papaconstantinou ve Yunanistan Merkez Bankası Başkanı George Provopoulos bu bankalara olası işbirliklerini değerlendirmeleri çağrısında bulundu. Analistlerin tahminlerine göre bu bankaların kârları yüzde 60'dan fazla geriledi.
Yunan bankalarının birleşmelerine yönelik spekülasyonun Piraeus Bank'ın geçen ay devletin Agricultural Bank of Greece'te (Yunanistan Ziraat Bankası) bulunan varlıklarını ve Hellenik Postbank'ı almak istemesiyle başladığı belirtiliyor. Yunanistan Ziraat Bankası, ülkenin temmuz ayı sonunda açıklanan Avrupa Birliği stres testlerini geçemeyen tek bankası olmuştu.
Uzmanlara göre olası bir konsolidasyon Yunan bankalarının likitide, kötü kredi ve kamu borcu gibi sorunlarını çözemez ancak mevduat için yürütülen mevcut yarışı azaltabilir ve maliyet kesintileri getirebilir. Bloomberg'e konuşan Macquire Research analistlerinden Pawel Uszko, kamu borçlarındaki belirsizlik ve gelirlerin ne olacağı yönündeki baskı nedeniyle yabancı bankaların Yunan bankalarına talip olmasını beklemediğini belirtti. Uszko ve diğer uzmanlara göre Yunanistan bankacılık sektöründe, doğru fiyatlar belirlendiği takdirde, büyük oyuncular arasında yaşanacak birleşmeler daha olası.
Avrupa'da derinleşen borç krizinin en önemli kahramanı Yunanistan'da bankalar üzerindeki politik "birleşin" baskısı her geçen gün artarak sürüyor. Ülkenin en büyük bankaları National Bank of Greece, EFG Eurobank Ergasias, Alpha Bank ve Piraeus Bank ikinci çeyrek sonuçlarını gelecek hafta açıklayacak. Bu bankaların ikinci çeyrek gelirlerinin artan kredi kayıpları ve kötüleşen varlık kalitesi nedeniyle hızla düşmesi bekleniyor.
Birleşme içeriden olur
Bloomberg'in 9 analist arasında yaptığı araştırmaya göre National Bank of Greece'in ikinci çeyrek gelirlerinin bir önceki yıla göre yüzde 72 gerileyerek 109.7 milyon euroya gerileyeceği tahmin ediliyor. EFG Eurobank'ın aynı dönemde gelirlerindeki gerilemenin yüzde 65 olması, gelirinin de 30.7 milyon euroya düşmesi bekleniyor. Bloomberg'de yer alan habere göre Yunanistan Maliye Bakanı George Papaconstantinou ve Yunanistan Merkez Bankası Başkanı George Provopoulos bu bankalara olası işbirliklerini değerlendirmeleri çağrısında bulundu. Analistlerin tahminlerine göre bu bankaların kârları yüzde 60'dan fazla geriledi.
Yunan bankalarının birleşmelerine yönelik spekülasyonun Piraeus Bank'ın geçen ay devletin Agricultural Bank of Greece'te (Yunanistan Ziraat Bankası) bulunan varlıklarını ve Hellenik Postbank'ı almak istemesiyle başladığı belirtiliyor. Yunanistan Ziraat Bankası, ülkenin temmuz ayı sonunda açıklanan Avrupa Birliği stres testlerini geçemeyen tek bankası olmuştu.
Uzmanlara göre olası bir konsolidasyon Yunan bankalarının likitide, kötü kredi ve kamu borcu gibi sorunlarını çözemez ancak mevduat için yürütülen mevcut yarışı azaltabilir ve maliyet kesintileri getirebilir. Bloomberg'e konuşan Macquire Research analistlerinden Pawel Uszko, kamu borçlarındaki belirsizlik ve gelirlerin ne olacağı yönündeki baskı nedeniyle yabancı bankaların Yunan bankalarına talip olmasını beklemediğini belirtti. Uszko ve diğer uzmanlara göre Yunanistan bankacılık sektöründe, doğru fiyatlar belirlendiği takdirde, büyük oyuncular arasında yaşanacak birleşmeler daha olası.
Yunan Bankalarına Birleşme Baskısı
Gözler, National Bank of Greece, EFG Eurobank Ergasias, Alpha Bank ve Piraeus Bank'ta
Avrupa'da derinleşen borç krizinin en önemli kahramanı Yunanistan'da bankalar üzerindeki politik "birleşin" baskısı her geçen gün artarak sürüyor. Ülkenin en büyük bankaları National Bank of Greece, EFG Eurobank Ergasias, Alpha Bank ve Piraeus Bank ikinci çeyrek sonuçlarını gelecek hafta açıklayacak. Bu bankaların ikinci çeyrek gelirlerinin artan kredi kayıpları ve kötüleşen varlık kalitesi nedeniyle hızla düşmesi bekleniyor.
Birleşme içeriden olur
Bloomberg'in 9 analist arasında yaptığı araştırmaya göre National Bank of Greece'in ikinci çeyrek gelirlerinin bir önceki yıla göre yüzde 72 gerileyerek 109.7 milyon euroya gerileyeceği tahmin ediliyor. EFG Eurobank'ın aynı dönemde gelirlerindeki gerilemenin yüzde 65 olması, gelirinin de 30.7 milyon euroya düşmesi bekleniyor. Bloomberg'de yer alan habere göre Yunanistan Maliye Bakanı George Papaconstantinou ve Yunanistan Merkez Bankası Başkanı George Provopoulos bu bankalara olası işbirliklerini değerlendirmeleri çağrısında bulundu. Analistlerin tahminlerine göre bu bankaların kârları yüzde 60'dan fazla geriledi.
Yunan bankalarının birleşmelerine yönelik spekülasyonun Piraeus Bank'ın geçen ay devletin Agricultural Bank of Greece'te (Yunanistan Ziraat Bankası) bulunan varlıklarını ve Hellenik Postbank'ı almak istemesiyle başladığı belirtiliyor. Yunanistan Ziraat Bankası, ülkenin temmuz ayı sonunda açıklanan Avrupa Birliği stres testlerini geçemeyen tek bankası olmuştu.
Uzmanlara göre olası bir konsolidasyon Yunan bankalarının likitide, kötü kredi ve kamu borcu gibi sorunlarını çözemez ancak mevduat için yürütülen mevcut yarışı azaltabilir ve maliyet kesintileri getirebilir. Bloomberg'e konuşan Macquire Research analistlerinden Pawel Uszko, kamu borçlarındaki belirsizlik ve gelirlerin ne olacağı yönündeki baskı nedeniyle yabancı bankaların Yunan bankalarına talip olmasını beklemediğini belirtti. Uszko ve diğer uzmanlara göre Yunanistan bankacılık sektöründe, doğru fiyatlar belirlendiği takdirde, büyük oyuncular arasında yaşanacak birleşmeler daha olası.
Avrupa'da derinleşen borç krizinin en önemli kahramanı Yunanistan'da bankalar üzerindeki politik "birleşin" baskısı her geçen gün artarak sürüyor. Ülkenin en büyük bankaları National Bank of Greece, EFG Eurobank Ergasias, Alpha Bank ve Piraeus Bank ikinci çeyrek sonuçlarını gelecek hafta açıklayacak. Bu bankaların ikinci çeyrek gelirlerinin artan kredi kayıpları ve kötüleşen varlık kalitesi nedeniyle hızla düşmesi bekleniyor.
Birleşme içeriden olur
Bloomberg'in 9 analist arasında yaptığı araştırmaya göre National Bank of Greece'in ikinci çeyrek gelirlerinin bir önceki yıla göre yüzde 72 gerileyerek 109.7 milyon euroya gerileyeceği tahmin ediliyor. EFG Eurobank'ın aynı dönemde gelirlerindeki gerilemenin yüzde 65 olması, gelirinin de 30.7 milyon euroya düşmesi bekleniyor. Bloomberg'de yer alan habere göre Yunanistan Maliye Bakanı George Papaconstantinou ve Yunanistan Merkez Bankası Başkanı George Provopoulos bu bankalara olası işbirliklerini değerlendirmeleri çağrısında bulundu. Analistlerin tahminlerine göre bu bankaların kârları yüzde 60'dan fazla geriledi.
Yunan bankalarının birleşmelerine yönelik spekülasyonun Piraeus Bank'ın geçen ay devletin Agricultural Bank of Greece'te (Yunanistan Ziraat Bankası) bulunan varlıklarını ve Hellenik Postbank'ı almak istemesiyle başladığı belirtiliyor. Yunanistan Ziraat Bankası, ülkenin temmuz ayı sonunda açıklanan Avrupa Birliği stres testlerini geçemeyen tek bankası olmuştu.
Uzmanlara göre olası bir konsolidasyon Yunan bankalarının likitide, kötü kredi ve kamu borcu gibi sorunlarını çözemez ancak mevduat için yürütülen mevcut yarışı azaltabilir ve maliyet kesintileri getirebilir. Bloomberg'e konuşan Macquire Research analistlerinden Pawel Uszko, kamu borçlarındaki belirsizlik ve gelirlerin ne olacağı yönündeki baskı nedeniyle yabancı bankaların Yunan bankalarına talip olmasını beklemediğini belirtti. Uszko ve diğer uzmanlara göre Yunanistan bankacılık sektöründe, doğru fiyatlar belirlendiği takdirde, büyük oyuncular arasında yaşanacak birleşmeler daha olası.
Azerbaycan'da Bekliyoruz
Ersin Özince, “Şube açma konusunda Türk bankalarına yabancı otoriteler genellikle sıcak bakmıyor" dedi
Türkiye’nin yabancı bankaların gelişi konusunda çok liberal davrandığını ifade eden İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, “Türkiye yabancı bankaları bağrına basıyor ama şube açma konusunda Türk bankalarına yabancı otoriteler genellikle sıcak bakmıyor. Dost ve kardeş ülke Azerbaycan’da bir şube açmak için bu kadar beklediğimize bakılırsa, demek ki biz çok liberal ve davetkârmışız” dedi.
1122 şube, 3861 bankamatik
Türkiye İş Bankası’nın 86’ncı yılını kutladığını hatırlatan Ersin Özince, toplam şube sayılarının 2009 yılı sonunda 1093 olduğunu, bugün 1122’ye ulaştığını bildirdi. Bankamatik adedinde de çok büyük sıçrama yaptıklarını belirten Özince, geçen yıl sonunda 3 bin 591 olan rakamın şu an 3 bin 861’e çıktığını kaydederek, “İş Bankası, 85 dolu yılda Cumhuriyetin çocuğu kimliğinden, güçlü ekonomi kalesi konumuna geldi” diye konuştu.
Banka koleksiyonu yapamayız
Mümkün olan yakın coğrafyadaki her ülkede şube açmak istediklerini dile getiren Ersin Özince, şunları dile getirdi: “Yurtdışı faaliyetleri sürdürüyoruz. Rusya’da nihai anlaşma metni üzerinde çalışıyoruz. Bir banka alımı sürecindeyiz, görüşmeler devam ediyor. Kazakistan’ı değerlendiriyoruz. Banka sahibi olma, uygun alternatifleri bulmak mümkün gibi görünüyor. Gerekli izinleri de aldık, bazı teklifler oldu. Yurt dışında, şube açmaya ülke otoriteleri genellikle sıcak bakmıyor. Ama her ülkede birer banka alıp koleksiyon yapacak halimiz de yok. Maksat şube açarak sermaye koymamak değil. İş ne kadar sermaye gerektiriyorsa onu da yapabiliriz.”
Her Balkan ülkesine temsilci
Bosna’dan Arnavutluk’a, Makedonya’dan Ukrayna’ya kadar Balkanlar’da şube açma arzusunda olduklarını vurgulayan Özince, şunları söyledi: “İlgili ülkelere müracaatlar yapıyoruz. Balkanlar’da her yerde en az 1 temsilimiz olsun istiyoruz. Almanya merkezli İş Bankası GmbH ismindeki iştirakimizin de Bulgaristan ve Romanya’da şube açma çalışmaları sürüyor. Gürcistan’ı da değerlendiriyoruz.”
Irak’ta Kürtçe ve Arapça bilen personel alacağız
IRAK ve Suriye’nin ilgi alanlarında olduğunu bildiren Ersin Özince, “Irak’ta her türlü izinler alındı. Bağdat ve Erbil için kadro oluşturmaya çalışıyoruz. Arzu eden, personelimizi götürebiliriz. Kadromuzda Arapça ve Kürtçe’ye hakim, bu kökenden elemanlar var. Dışardan da uygun, yerel personel alacağız ve eğiteceğiz” dedi. Suriye’de şube açma ve banka alma alternatifine baktıklarını, Mısır’a temsilcilik açtıktan sonra şube başvurusu yaptıklarını söyleyen Özince, Körfez ülkeleri için de çalışma yürüttüklerini bildirdi.
Hürriyet
Türkiye’nin yabancı bankaların gelişi konusunda çok liberal davrandığını ifade eden İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, “Türkiye yabancı bankaları bağrına basıyor ama şube açma konusunda Türk bankalarına yabancı otoriteler genellikle sıcak bakmıyor. Dost ve kardeş ülke Azerbaycan’da bir şube açmak için bu kadar beklediğimize bakılırsa, demek ki biz çok liberal ve davetkârmışız” dedi.
1122 şube, 3861 bankamatik
Türkiye İş Bankası’nın 86’ncı yılını kutladığını hatırlatan Ersin Özince, toplam şube sayılarının 2009 yılı sonunda 1093 olduğunu, bugün 1122’ye ulaştığını bildirdi. Bankamatik adedinde de çok büyük sıçrama yaptıklarını belirten Özince, geçen yıl sonunda 3 bin 591 olan rakamın şu an 3 bin 861’e çıktığını kaydederek, “İş Bankası, 85 dolu yılda Cumhuriyetin çocuğu kimliğinden, güçlü ekonomi kalesi konumuna geldi” diye konuştu.
Banka koleksiyonu yapamayız
Mümkün olan yakın coğrafyadaki her ülkede şube açmak istediklerini dile getiren Ersin Özince, şunları dile getirdi: “Yurtdışı faaliyetleri sürdürüyoruz. Rusya’da nihai anlaşma metni üzerinde çalışıyoruz. Bir banka alımı sürecindeyiz, görüşmeler devam ediyor. Kazakistan’ı değerlendiriyoruz. Banka sahibi olma, uygun alternatifleri bulmak mümkün gibi görünüyor. Gerekli izinleri de aldık, bazı teklifler oldu. Yurt dışında, şube açmaya ülke otoriteleri genellikle sıcak bakmıyor. Ama her ülkede birer banka alıp koleksiyon yapacak halimiz de yok. Maksat şube açarak sermaye koymamak değil. İş ne kadar sermaye gerektiriyorsa onu da yapabiliriz.”
Her Balkan ülkesine temsilci
Bosna’dan Arnavutluk’a, Makedonya’dan Ukrayna’ya kadar Balkanlar’da şube açma arzusunda olduklarını vurgulayan Özince, şunları söyledi: “İlgili ülkelere müracaatlar yapıyoruz. Balkanlar’da her yerde en az 1 temsilimiz olsun istiyoruz. Almanya merkezli İş Bankası GmbH ismindeki iştirakimizin de Bulgaristan ve Romanya’da şube açma çalışmaları sürüyor. Gürcistan’ı da değerlendiriyoruz.”
Irak’ta Kürtçe ve Arapça bilen personel alacağız
IRAK ve Suriye’nin ilgi alanlarında olduğunu bildiren Ersin Özince, “Irak’ta her türlü izinler alındı. Bağdat ve Erbil için kadro oluşturmaya çalışıyoruz. Arzu eden, personelimizi götürebiliriz. Kadromuzda Arapça ve Kürtçe’ye hakim, bu kökenden elemanlar var. Dışardan da uygun, yerel personel alacağız ve eğiteceğiz” dedi. Suriye’de şube açma ve banka alma alternatifine baktıklarını, Mısır’a temsilcilik açtıktan sonra şube başvurusu yaptıklarını söyleyen Özince, Körfez ülkeleri için de çalışma yürüttüklerini bildirdi.
Hürriyet
Akbank’tan Hazine Faiz Destekli Kredi
Finans Gündem
Akbank, Ar-ge ve çevre konularında yatırım yapacak firmalara, hazine faiz desteği imkanıyla kredi kullandıracak
Hazine Müsteşarlığı ile protokol imzalayan Akbank, kalkınmada öncelikli toplam 57 ilde bölge ayrımı yapılmaksızın Ar-ge ve çevre konularında yatırım yapacak firmalara, hazine faiz desteği imkanıyla kredi kullandıracak.
Akbank ile Hazine Müsteşarlığı arasında yapılan işbirliği, kalkınmada öncelikli III. ve IV. Bölge illerinde yapılacak yatırımların yanısıra Ar-ge ve çevre yatırımlarını da içeriyor. Bu kapsamda yapılan yatırımlar için firmalar kredilerini Hazine faiz desteği ile kullanarak finansman maliyetlerini düşürebilecekler. 27 ili kapsayan III. bölgede yapılacak yatırımlarda, firmaların kullanacakları kredi faizinin; TL cinsi kredilerde % 3’ü, döviz kredilerinde ise % 1’i Hazine Müsteşarlığı bütçesinden karşılanacak. 30 ili kapsayan IV. bölgede yapılacak yatırımlar ve bölge ayrımı yapılmaksızın Ar-ge ve çevre yatırımları için ise bu oran, TL cinsi kredilerde faizin % 5’i ve döviz kredilerinde % 2’si olarak belirlendi
Yatırım kredileri için uygulanacak faiz desteği tutarı proje bazında Ar-ge ve çevre yatırımları için maksimum 300.000 TL, kalkınmada öncelikli III. ve IV. Bölge illerinde yapılacak yatırımlar için 500.000 TL düzeyinde bulunuyor. Kredi, asgari 6 ay anapara ödemesiz ve en az 1 yıl vadeli olarak kullandırılacak.
Faiz desteğinden yararlanılması için, Hazine Müsteşarlığı tarafından verilen Yatırım Teşvik Belgesi’nde yararlanılacak destek unsurları arasında “faiz desteği” ifadesinin yer alması gerekiyor.
Konu ile ilgili açıklamada bulunan Akbank Genel Müdür Yardımcısı Ferda Besli, “Akbank, ülkemiz ekonomisinin gelişmesine paralel olarak, firmaların yatırımlarının finansmanına katkıda bulunmak konusunda çalışmalarını kararlılıkla sürdürmektedir. Bu amaç doğrultusunda, Hazine Müsteşarlığı Faiz Destekli Kredilerini çok önemli bir adım olarak görüyoruz. Kredi ile hem müşterilerimize anapara geri ödemesiz dönem ile uzun vadeli kredi imkanı sunuyoruz hem de Hazine desteği sayesinde finansman maliyetlerini düşürüyoruz. Diğer taraftan, çevre ve ar-ge yatırımları ile kalkınmada öncelikli bölgelere yapılacak yatırımlara destek olarak ülkemizin bu konulardaki gelişimine katkıda bulunacağımız için memnunuz. ” dedi.
Akbank, Ar-ge ve çevre konularında yatırım yapacak firmalara, hazine faiz desteği imkanıyla kredi kullandıracak
Hazine Müsteşarlığı ile protokol imzalayan Akbank, kalkınmada öncelikli toplam 57 ilde bölge ayrımı yapılmaksızın Ar-ge ve çevre konularında yatırım yapacak firmalara, hazine faiz desteği imkanıyla kredi kullandıracak.
Akbank ile Hazine Müsteşarlığı arasında yapılan işbirliği, kalkınmada öncelikli III. ve IV. Bölge illerinde yapılacak yatırımların yanısıra Ar-ge ve çevre yatırımlarını da içeriyor. Bu kapsamda yapılan yatırımlar için firmalar kredilerini Hazine faiz desteği ile kullanarak finansman maliyetlerini düşürebilecekler. 27 ili kapsayan III. bölgede yapılacak yatırımlarda, firmaların kullanacakları kredi faizinin; TL cinsi kredilerde % 3’ü, döviz kredilerinde ise % 1’i Hazine Müsteşarlığı bütçesinden karşılanacak. 30 ili kapsayan IV. bölgede yapılacak yatırımlar ve bölge ayrımı yapılmaksızın Ar-ge ve çevre yatırımları için ise bu oran, TL cinsi kredilerde faizin % 5’i ve döviz kredilerinde % 2’si olarak belirlendi
Yatırım kredileri için uygulanacak faiz desteği tutarı proje bazında Ar-ge ve çevre yatırımları için maksimum 300.000 TL, kalkınmada öncelikli III. ve IV. Bölge illerinde yapılacak yatırımlar için 500.000 TL düzeyinde bulunuyor. Kredi, asgari 6 ay anapara ödemesiz ve en az 1 yıl vadeli olarak kullandırılacak.
Faiz desteğinden yararlanılması için, Hazine Müsteşarlığı tarafından verilen Yatırım Teşvik Belgesi’nde yararlanılacak destek unsurları arasında “faiz desteği” ifadesinin yer alması gerekiyor.
Konu ile ilgili açıklamada bulunan Akbank Genel Müdür Yardımcısı Ferda Besli, “Akbank, ülkemiz ekonomisinin gelişmesine paralel olarak, firmaların yatırımlarının finansmanına katkıda bulunmak konusunda çalışmalarını kararlılıkla sürdürmektedir. Bu amaç doğrultusunda, Hazine Müsteşarlığı Faiz Destekli Kredilerini çok önemli bir adım olarak görüyoruz. Kredi ile hem müşterilerimize anapara geri ödemesiz dönem ile uzun vadeli kredi imkanı sunuyoruz hem de Hazine desteği sayesinde finansman maliyetlerini düşürüyoruz. Diğer taraftan, çevre ve ar-ge yatırımları ile kalkınmada öncelikli bölgelere yapılacak yatırımlara destek olarak ülkemizin bu konulardaki gelişimine katkıda bulunacağımız için memnunuz. ” dedi.
25 Ağustos 2010 Çarşamba
Faizde Makas Yüzde 208'i Gördü
Bankacılık sektörü, faiz gelirlerinin faiz giderlerine oranında yüzde 208'e ulaşan makasla tarihi bir rekora imza attı.
Talip AKTAŞ
İSTANBUL - Türk bankacılık sektörü, faiz marjında tarihi bir rekora imza attı. Haziran ayı sonu itibarıyla bankacılık sektöründe toplam faiz gelirlerinin toplam faiz giderlerine oranı yüzde 208'le en yüksek düzeyine ulaştı. Bu tablo, asıl olarak bankaların faiz giderlerini kısmasından, bir diğer ifadeyle vade yapısının da etkisiyle, mevduat faizi giderindeki hızlı düşüşten kaynaklandı.
Haziran ayı itibarıyla her 100 TL'lik mevduata ödenen ortalama faiz 5.4 TL'ye, her 100 TL'lik krediden alınan faiz ise 11.6 TL'ye inerken, buradaki faiz marjı da yüzde 114.8'e yükseldi.
DÜNYA'nın belirlemelerine göre, son 10 yılın ortalamasında yüzde 150'ler düzeyinde bulunan faiz gelirlerinin faiz giderlerine oranı, inişli çıkışlı bir seyir izledikten sonra küresel krizin etkilerinin en yoğun biçimde hissedildiği dönemde tepe noktasına ulaştı. Bankaların faiz gelirleri ile faiz giderleri arasındaki marj 2008 yılında yüzde 156.6 düzeyinde iken, kriz yılı olan 2008'de yüzde 196.1 ile zirve noktasına ulaştı. Faiz makası, krizin etkilerinin giderek azaldığı dönemde ise tarihi bir rekora ulaşarak Haziran-2010 dönemi itibarıyla yüzde 200 sınırını aştı ve yüzde 208.8'e ulaştı.
Faiz giderleri daha hızlı düştü
Haziran-2010 itibarıyla bankacılık sektörünün hem faiz gelirlerinde hem de faiz giderlerinde geçen yılın aynı dönemine düşüş gözlenmesine karşın, gelirlerin giderlere oranının rekor düzeye ulaşmasında, bankaların faiz giderlerini önemli ölçüde kısması etkili oldu. Bu çerçevede söz konusu dönemler itibarıyla, toplam faiz gelirlerinde yüzde 13.5 oranında düşüş kaydedilirken, faiz giderlerindeki azalma bunun 10.4 puan üzerinde, yüzde 23.9 düzeyinde gerçekleşti. Bankaların faiz giderlerindeki düşüş ise, asıl olarak mevduat faiz oranlarındaki hızlı gerilemeye bağlı olarak bu kalemdeki azalmadan kaynaklandı. Mevduat giderinin kısa vadeli, kredi faiz gelirinin de uzun vadeli olarak bilançolara yansıması ise, farkın daha yüksek çıkmasına neden oldu.
Enflasyonun düşüşüne paralel olarak gerileyen mevduat faizlerinde bu yıl oran yüzde 10'un da altına inerek 8-9 aralığına çekildi. Faiz oranları, döviz tevdiat hesaplarında ise yüzde 2.5'ler seviyesine kadar indi. Mevduatta faizlerin düşmesinin yanı sıra, ticari mevduatın özellikle yılın ikinci yarısında genel ortalamanın üzerinde artması ve vadesiz mevduatın toplam mevduat içinde yüzde 14'ün üzerinde bir paya sahip olması da bankaların faiz maliyetlerinin azalmasına katkıda bulundu.
Faiz giderlerinin düşüşü ve dolayısıyla net faiz gelirlerinin artışında etkili olan bir başka gelişme de bankacılık sektörünün takipteki alacaklar özel provizyonunun kayda değer ölçüde azalması oldu.
Kredi faizleri de geriliyor ancak…
Mevduat faizleri ile birlikte, bankaların kredilere uyguladığı faiz oranlarında da önemli belirgin bir düşüş trendi gözleniyor. Kredi faizlerindeki düşüşte, bir yandan kamunun daha düşük faizle borçlanma olanağı bulması bir yandan da özellikle küçük ölçekli bankaların başlattığı yoğun faiz rekabeti etkili oldu. Bununla birlikte, bankaların önemli fon kaynağı olan mevduattaki faiz düşüşü, aynı dönem içinde kredi faizlerine yansımadı ve faiz makası haziran ayında daha da açıldı.
Nitekim, son bir yılda bankaların ortalama mevduat maliyeti krizin etkili olduğu son iki yıllık dönemde yüzde 10'lardan yüzde 5-6'lar seviyesine kadar inerken, kredi faizlerinin ortalama getirisi sadece 1 puanlık düşüşle yüzde 14'lerden yüzde 13'lere geriledi.
Faiz marjı açıldı
Bankacılık sektörünün toplu bilanço verilerine göre, mevduata ödenen faizlerin toplam mevduata oranı, diğer bir ifadeyle mevduatın kaynak maliyeti haziran ayında yüzde 5.4 ile rekor seviyede en düşük düzeyine indi. Bu oran 2008 yılında yüzde 9.6, 2009 yılında ise yüzde 7.3 düzeyinde bulunuyordu.
Aynı dönemde kredilerden elde edilen faiz gelirlerinin toplam kredi hacmine oranı da yüzde 11.6 olarak gerçekleşti. Kullandırılan kredilerin ortalama faiz gelirini ifade eden kredi faizlerinin toplam kredilere oranı 2008'de yüzde 14.1, 2009 yılında yüzde 14.2 seviyesindeydi. Buna göre kredilerden alınan faiz gelirlerinin kredilere oranı, mevduata ödenen faizlerin toplam mevduata oranını yüzde 214.8'le iki katından daha yüksek bir orana yükseldi.
Kamu düşük faizle borçlanınca
Enflasyonun gerilemesi ve Hazine'nin de buna paralel olarak daha düşük faizle borçlanması, bankacılık sektörünün devlet tahvili ve hazine bonosu gibi kamu kağıtlarının faiz gelirlerinden oluşan menkul değerler cüzdanı gelirlerinde yarattığı azalma, bankaları daha fazla kredi kullandırmaya yöneltti. Bu durum ise, bankalar arasında giderek artan bir kredi yarışı başlattı. Ağırlıklı olarak küçük ölçekli bankaların yoğun rekabeti, özellikle yılın ikinci çeyreğinden itibaren kredi faizlerinde belirgin bir düşüşe yol açtı.
Bankacılık sektöründeki kredi pazarlama seferberliği, özellikle kriz döneminde ciddi oranda daralan KOBİ kredilerinde belirgin bir artış getirdi ve bu kredilerin hacmi, Haziran ayı itibarıyla son bir yılda yüzde 26.7'lik artışla 100 milyar TL'yi aştı. Toplam kredilerin yüzde 23.5 oranında arttığı son 12 aylık dönemde, tüketici kredileri de 26.7 oranında arttı. Son dönemde bankaların yoğun biçimde şube açmalarının, şube ağını yaygınlaştırarak daha fazla KOBİ‘ye ulaşma ve tüketici kredilerini artırma çabalarından kaynaklandığı belirtiliyor.
Rekabetçi fiyat politikaları uygulanıyor
Okan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü ve Sürekli Eğitim Merkezi Müdürü Prof.Dr.Targan Ünal, bankaların faiz marjındaki olumlu gelişmeyi değerlendirdi:
"Türk Bankacılık Sisteminin net faiz gelirleri ile net faiz giderleri arasındaki marj, 2010 yılının ilk altı ayında büyüme gösterdi. Temel bankacılık işlemlerinde rekabetin kızıştığı, küçük ölçekli bankaların da daha aktif oldukları bu dönemde söz konusu gelişme, kamuoyuna açıklanan temel kârlılık performans ölçütlerine olumlu olarak yansıdı. Faiz gelirleri ve faiz giderleri bir önceki döneme göre azalış göstermelerine rağmen, net faiz marjında yaşanan olumlu gelişme, sistemin net faiz gelirlerindeki azalmanın (% 13.5) net faiz giderlerindeki azalmadan (% 23.9) daha küçük olması sonucunda ortaya çıktı. Net faiz gelirinin azalmasına neden olan önemli faktör, düşen faiz ortamında bankaların ilk altı ayda kredilendirmede uyguladıkları rekabetçi fiyat politikaları oldu.
2010 yılının ilk altı ayında bankacılık sisteminde özellikle işyeri kredilerindeki artışa, KOBİ bankacılığı şeklinde ayrı bir kulvara sahip kredilendirme sistemindeki genişlemeye rağmen net faiz gelirinde ortaya çıkan azalmanın başlıca nedeni, yoğun rekabet ve yoğun rekabet ortamında uygulanan rekabetçi fiyatlama politikalarıdır. Bankalar, kredilerden elde edilen faiz gelirlerindeki azalış ile rekabetçi fiyatlamanın getirdiği kredi artışı arasında denge sağlamaya çalışmışlardır. Ancak sistemin genelinde 2010 yılının ikinci çeyreğinde kredilerde kıpırdanma görülmesine rağmen kredilerden elde edilen faiz gelirleri azalma trendi sürmüştür. Sonuçta iki önemli gelişme dikkati çekmektedir. Birincisi, faiz oranlarının düşme trendi içinde olması, ikincisi; kredi fiyatlandırma politikalarının net faiz gelirlerinde ortaya çıkardığı azalmaya karşılık, krediler için ayrılan özel karşılıklar sonrası net faiz gelirlerinin artış göstermiş olmasıdır.
Artan net faiz marjları, artan kambiyo kârları, takipteki alacaklarının özel provizyonlarındaki azalış, iyileşen faiz dışı gelir/gider dengeleri, özel sermayeli bankalarımızın altı aylık dönem karları üzerinde önemli artış sağlamıştır."
Temel etken, vade uyumsuzluğu
Türkiye Bankalar Birliği Genel Sekreteri Dr. Ekrem Keskin, bankaların faiz gelirleri ile faiz giderleri arasındaki makasın açılmasının temelde, sistemdeki mevduat-kredi vade uyumsuzluğundan kaynaklandığını söyledi. Düşen kredi faizi gelirlerinin, mevduat faiz gelirlerine göre bilançolara daha geç yansıdığına işaret eden Keskin, bu gelişmenin izleyen dönemlerde gelir-gider tablosuna yansıyacağını ve ikinci yarıdan itibaren bankaların kârlılıklarındaki azalmanın açığa çıkacağını belirtti. Dr. Ekrem Keskin, ilk yarıdaki faiz-gelir giderlerini şu şekilde yorumladı:
"Faiz gelirlerinin faiz giderlerine oranının yüksek çıkmasının önemli nedenlerinden biri, bankaların pasiflerinin aktiflerine göre daha kısa vadeli olmasıdır. Burada, mevduatın ortalama üç aylık vadede yoğunlaşmasına karşılık kredilerin vadesinin bir yıl olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. Dolayısıyla da faizlerin hem mevduatta hem de kredilerde düşüş gösterdiği bir süreçte, mevduatın faiz gideri üç ay gibi kısa bir sürede gelir-gider kalemine yansırken, bir önceki döneme göre düşen kredilerin faiz gelirleri bir yıl gecikmeyle yansıyor. Yani, kredi faiz gelirlerinin gelir-gider tablosuna yansıması zaman alıyor. Dolayısıyla da kredi faizlerindeki düşüşü aynı dönem hesapları içinde göremiyoruz. 2009 yılı bu açıdan ilginç bir yıl olmuştur. Faiz cephesindeki bu gelişme de 2009'a has yaşanan faiz oranlarındaki düşüşten kaynaklanıyor. Diğer bir ifadeyle faizlerde bir vade uyumsuzluğu söz konusudur. Bilindiği gibi, 2009'un son çeyreğinden itibaren kredi faizlerinde de ciddi bir düşüş süreci başladı.
Enflasyonla birlikte faiz oranlarında da gerileme yaşanmaya başladı. Bu süreçte, bankaların büyük bölümü mevduattan oluşan kaynak maliyetindeki düşüş, kredi faizi gelirlerindeki düşüşten hızlı oldu. Diğer taraftan bankaların kaynak maliyetini hesaplarken, özkaynaklara da bakmak gerekir. Yine bu dönemde yatırım araçlarının riskine de bakmak gerekir. Enflasyonun düşüşü, hazine bonosuna ve devlet tahviline yansıdı, bireysel kredilere yansıdı, sonrasında kredibilitesi yüksek müşterilere kullandırılan kredilere de yansıdı.
Bankaların kaynak maliyetlerinin üzerine özkaynaklarının kârını da, risk primini de koymanız gerekir. Nitekim, bu dönemde özkaynak karlılığında gerileme olduğu gözleniyor. Son dönem verileri, bankaların kullandıkları özkaynağa göre kârlılıklarındaki artışın durduğunu ifade ediyor. Dolayısıyla faiz bu gelişmelerin yılın ikinci yarısına etkileri, bankacılık sisteminin kârlılığına negatif olarak yansıyacaktır. İkinci yarıdan itibaren bankaların kârlılığının düşeceğini öngörüyoruz."
Talip AKTAŞ
İSTANBUL - Türk bankacılık sektörü, faiz marjında tarihi bir rekora imza attı. Haziran ayı sonu itibarıyla bankacılık sektöründe toplam faiz gelirlerinin toplam faiz giderlerine oranı yüzde 208'le en yüksek düzeyine ulaştı. Bu tablo, asıl olarak bankaların faiz giderlerini kısmasından, bir diğer ifadeyle vade yapısının da etkisiyle, mevduat faizi giderindeki hızlı düşüşten kaynaklandı.
Haziran ayı itibarıyla her 100 TL'lik mevduata ödenen ortalama faiz 5.4 TL'ye, her 100 TL'lik krediden alınan faiz ise 11.6 TL'ye inerken, buradaki faiz marjı da yüzde 114.8'e yükseldi.
DÜNYA'nın belirlemelerine göre, son 10 yılın ortalamasında yüzde 150'ler düzeyinde bulunan faiz gelirlerinin faiz giderlerine oranı, inişli çıkışlı bir seyir izledikten sonra küresel krizin etkilerinin en yoğun biçimde hissedildiği dönemde tepe noktasına ulaştı. Bankaların faiz gelirleri ile faiz giderleri arasındaki marj 2008 yılında yüzde 156.6 düzeyinde iken, kriz yılı olan 2008'de yüzde 196.1 ile zirve noktasına ulaştı. Faiz makası, krizin etkilerinin giderek azaldığı dönemde ise tarihi bir rekora ulaşarak Haziran-2010 dönemi itibarıyla yüzde 200 sınırını aştı ve yüzde 208.8'e ulaştı.
Faiz giderleri daha hızlı düştü
Haziran-2010 itibarıyla bankacılık sektörünün hem faiz gelirlerinde hem de faiz giderlerinde geçen yılın aynı dönemine düşüş gözlenmesine karşın, gelirlerin giderlere oranının rekor düzeye ulaşmasında, bankaların faiz giderlerini önemli ölçüde kısması etkili oldu. Bu çerçevede söz konusu dönemler itibarıyla, toplam faiz gelirlerinde yüzde 13.5 oranında düşüş kaydedilirken, faiz giderlerindeki azalma bunun 10.4 puan üzerinde, yüzde 23.9 düzeyinde gerçekleşti. Bankaların faiz giderlerindeki düşüş ise, asıl olarak mevduat faiz oranlarındaki hızlı gerilemeye bağlı olarak bu kalemdeki azalmadan kaynaklandı. Mevduat giderinin kısa vadeli, kredi faiz gelirinin de uzun vadeli olarak bilançolara yansıması ise, farkın daha yüksek çıkmasına neden oldu.
Enflasyonun düşüşüne paralel olarak gerileyen mevduat faizlerinde bu yıl oran yüzde 10'un da altına inerek 8-9 aralığına çekildi. Faiz oranları, döviz tevdiat hesaplarında ise yüzde 2.5'ler seviyesine kadar indi. Mevduatta faizlerin düşmesinin yanı sıra, ticari mevduatın özellikle yılın ikinci yarısında genel ortalamanın üzerinde artması ve vadesiz mevduatın toplam mevduat içinde yüzde 14'ün üzerinde bir paya sahip olması da bankaların faiz maliyetlerinin azalmasına katkıda bulundu.
Faiz giderlerinin düşüşü ve dolayısıyla net faiz gelirlerinin artışında etkili olan bir başka gelişme de bankacılık sektörünün takipteki alacaklar özel provizyonunun kayda değer ölçüde azalması oldu.
Kredi faizleri de geriliyor ancak…
Mevduat faizleri ile birlikte, bankaların kredilere uyguladığı faiz oranlarında da önemli belirgin bir düşüş trendi gözleniyor. Kredi faizlerindeki düşüşte, bir yandan kamunun daha düşük faizle borçlanma olanağı bulması bir yandan da özellikle küçük ölçekli bankaların başlattığı yoğun faiz rekabeti etkili oldu. Bununla birlikte, bankaların önemli fon kaynağı olan mevduattaki faiz düşüşü, aynı dönem içinde kredi faizlerine yansımadı ve faiz makası haziran ayında daha da açıldı.
Nitekim, son bir yılda bankaların ortalama mevduat maliyeti krizin etkili olduğu son iki yıllık dönemde yüzde 10'lardan yüzde 5-6'lar seviyesine kadar inerken, kredi faizlerinin ortalama getirisi sadece 1 puanlık düşüşle yüzde 14'lerden yüzde 13'lere geriledi.
Faiz marjı açıldı
Bankacılık sektörünün toplu bilanço verilerine göre, mevduata ödenen faizlerin toplam mevduata oranı, diğer bir ifadeyle mevduatın kaynak maliyeti haziran ayında yüzde 5.4 ile rekor seviyede en düşük düzeyine indi. Bu oran 2008 yılında yüzde 9.6, 2009 yılında ise yüzde 7.3 düzeyinde bulunuyordu.
Aynı dönemde kredilerden elde edilen faiz gelirlerinin toplam kredi hacmine oranı da yüzde 11.6 olarak gerçekleşti. Kullandırılan kredilerin ortalama faiz gelirini ifade eden kredi faizlerinin toplam kredilere oranı 2008'de yüzde 14.1, 2009 yılında yüzde 14.2 seviyesindeydi. Buna göre kredilerden alınan faiz gelirlerinin kredilere oranı, mevduata ödenen faizlerin toplam mevduata oranını yüzde 214.8'le iki katından daha yüksek bir orana yükseldi.
Kamu düşük faizle borçlanınca
Enflasyonun gerilemesi ve Hazine'nin de buna paralel olarak daha düşük faizle borçlanması, bankacılık sektörünün devlet tahvili ve hazine bonosu gibi kamu kağıtlarının faiz gelirlerinden oluşan menkul değerler cüzdanı gelirlerinde yarattığı azalma, bankaları daha fazla kredi kullandırmaya yöneltti. Bu durum ise, bankalar arasında giderek artan bir kredi yarışı başlattı. Ağırlıklı olarak küçük ölçekli bankaların yoğun rekabeti, özellikle yılın ikinci çeyreğinden itibaren kredi faizlerinde belirgin bir düşüşe yol açtı.
Bankacılık sektöründeki kredi pazarlama seferberliği, özellikle kriz döneminde ciddi oranda daralan KOBİ kredilerinde belirgin bir artış getirdi ve bu kredilerin hacmi, Haziran ayı itibarıyla son bir yılda yüzde 26.7'lik artışla 100 milyar TL'yi aştı. Toplam kredilerin yüzde 23.5 oranında arttığı son 12 aylık dönemde, tüketici kredileri de 26.7 oranında arttı. Son dönemde bankaların yoğun biçimde şube açmalarının, şube ağını yaygınlaştırarak daha fazla KOBİ‘ye ulaşma ve tüketici kredilerini artırma çabalarından kaynaklandığı belirtiliyor.
Rekabetçi fiyat politikaları uygulanıyor
Okan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü ve Sürekli Eğitim Merkezi Müdürü Prof.Dr.Targan Ünal, bankaların faiz marjındaki olumlu gelişmeyi değerlendirdi:
"Türk Bankacılık Sisteminin net faiz gelirleri ile net faiz giderleri arasındaki marj, 2010 yılının ilk altı ayında büyüme gösterdi. Temel bankacılık işlemlerinde rekabetin kızıştığı, küçük ölçekli bankaların da daha aktif oldukları bu dönemde söz konusu gelişme, kamuoyuna açıklanan temel kârlılık performans ölçütlerine olumlu olarak yansıdı. Faiz gelirleri ve faiz giderleri bir önceki döneme göre azalış göstermelerine rağmen, net faiz marjında yaşanan olumlu gelişme, sistemin net faiz gelirlerindeki azalmanın (% 13.5) net faiz giderlerindeki azalmadan (% 23.9) daha küçük olması sonucunda ortaya çıktı. Net faiz gelirinin azalmasına neden olan önemli faktör, düşen faiz ortamında bankaların ilk altı ayda kredilendirmede uyguladıkları rekabetçi fiyat politikaları oldu.
2010 yılının ilk altı ayında bankacılık sisteminde özellikle işyeri kredilerindeki artışa, KOBİ bankacılığı şeklinde ayrı bir kulvara sahip kredilendirme sistemindeki genişlemeye rağmen net faiz gelirinde ortaya çıkan azalmanın başlıca nedeni, yoğun rekabet ve yoğun rekabet ortamında uygulanan rekabetçi fiyatlama politikalarıdır. Bankalar, kredilerden elde edilen faiz gelirlerindeki azalış ile rekabetçi fiyatlamanın getirdiği kredi artışı arasında denge sağlamaya çalışmışlardır. Ancak sistemin genelinde 2010 yılının ikinci çeyreğinde kredilerde kıpırdanma görülmesine rağmen kredilerden elde edilen faiz gelirleri azalma trendi sürmüştür. Sonuçta iki önemli gelişme dikkati çekmektedir. Birincisi, faiz oranlarının düşme trendi içinde olması, ikincisi; kredi fiyatlandırma politikalarının net faiz gelirlerinde ortaya çıkardığı azalmaya karşılık, krediler için ayrılan özel karşılıklar sonrası net faiz gelirlerinin artış göstermiş olmasıdır.
Artan net faiz marjları, artan kambiyo kârları, takipteki alacaklarının özel provizyonlarındaki azalış, iyileşen faiz dışı gelir/gider dengeleri, özel sermayeli bankalarımızın altı aylık dönem karları üzerinde önemli artış sağlamıştır."
Temel etken, vade uyumsuzluğu
Türkiye Bankalar Birliği Genel Sekreteri Dr. Ekrem Keskin, bankaların faiz gelirleri ile faiz giderleri arasındaki makasın açılmasının temelde, sistemdeki mevduat-kredi vade uyumsuzluğundan kaynaklandığını söyledi. Düşen kredi faizi gelirlerinin, mevduat faiz gelirlerine göre bilançolara daha geç yansıdığına işaret eden Keskin, bu gelişmenin izleyen dönemlerde gelir-gider tablosuna yansıyacağını ve ikinci yarıdan itibaren bankaların kârlılıklarındaki azalmanın açığa çıkacağını belirtti. Dr. Ekrem Keskin, ilk yarıdaki faiz-gelir giderlerini şu şekilde yorumladı:
"Faiz gelirlerinin faiz giderlerine oranının yüksek çıkmasının önemli nedenlerinden biri, bankaların pasiflerinin aktiflerine göre daha kısa vadeli olmasıdır. Burada, mevduatın ortalama üç aylık vadede yoğunlaşmasına karşılık kredilerin vadesinin bir yıl olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. Dolayısıyla da faizlerin hem mevduatta hem de kredilerde düşüş gösterdiği bir süreçte, mevduatın faiz gideri üç ay gibi kısa bir sürede gelir-gider kalemine yansırken, bir önceki döneme göre düşen kredilerin faiz gelirleri bir yıl gecikmeyle yansıyor. Yani, kredi faiz gelirlerinin gelir-gider tablosuna yansıması zaman alıyor. Dolayısıyla da kredi faizlerindeki düşüşü aynı dönem hesapları içinde göremiyoruz. 2009 yılı bu açıdan ilginç bir yıl olmuştur. Faiz cephesindeki bu gelişme de 2009'a has yaşanan faiz oranlarındaki düşüşten kaynaklanıyor. Diğer bir ifadeyle faizlerde bir vade uyumsuzluğu söz konusudur. Bilindiği gibi, 2009'un son çeyreğinden itibaren kredi faizlerinde de ciddi bir düşüş süreci başladı.
Enflasyonla birlikte faiz oranlarında da gerileme yaşanmaya başladı. Bu süreçte, bankaların büyük bölümü mevduattan oluşan kaynak maliyetindeki düşüş, kredi faizi gelirlerindeki düşüşten hızlı oldu. Diğer taraftan bankaların kaynak maliyetini hesaplarken, özkaynaklara da bakmak gerekir. Yine bu dönemde yatırım araçlarının riskine de bakmak gerekir. Enflasyonun düşüşü, hazine bonosuna ve devlet tahviline yansıdı, bireysel kredilere yansıdı, sonrasında kredibilitesi yüksek müşterilere kullandırılan kredilere de yansıdı.
Bankaların kaynak maliyetlerinin üzerine özkaynaklarının kârını da, risk primini de koymanız gerekir. Nitekim, bu dönemde özkaynak karlılığında gerileme olduğu gözleniyor. Son dönem verileri, bankaların kullandıkları özkaynağa göre kârlılıklarındaki artışın durduğunu ifade ediyor. Dolayısıyla faiz bu gelişmelerin yılın ikinci yarısına etkileri, bankacılık sisteminin kârlılığına negatif olarak yansıyacaktır. İkinci yarıdan itibaren bankaların kârlılığının düşeceğini öngörüyoruz."
Ziraat, bin 250 kişi daha alacak
Dünya Gazetesi
Eylül veya Ekim'deki sınav, Türkiye'nin her yerindeki şubelerde yapılacak.
ANKARA - Eylül veya Ekim ayında sınavla 1250 kişiyi işe alacaklarını söyleyen Ziraat Bankası Genel Müdürü Can Akın Çağlar, sınavın bankanın şubelerinde, personelin çalıştığı ekranlarda yapılacağını duyurdu.
Ziraat Bankası Genel Müdürü Çağlar, gazetecilerle iftar yemeğinde bir araya geldi. Bu yıl bin 500 kişiyi işe aldıklarını, Eylül veya Ekim ayında bin 250 kişi daha alacaklarını bildiren Çağlar, bin kişinin memur, diğerlerinin bankacılık okulu ve müfettişlikle ilgili departmanlar için alınacağını kaydetti.
Bankanın KPSS şartını kaldırarak, şubelerinde personelin çalıştığı ekranda sınava girilen ve sınavdan 10 dakika sonra sonuçların öğrenildiği, 70 ve üzeri puan alanların mülakata çağrıldığı yeni sınav sistemini değerlendiren Çağlar, bu sistemin ciddi şekilde maliyet ve zaman tasarrufu sağladığını anlattı.
Öğrenciliğinde, Ankara'da yapılan hiçbir sınava gelmediğini anlatan Çağlar, uyguladıkları yeni sınav sisteminin fırsat eşitliği sağladığını, birçok şubede uygulanan sistemle Erzurum'da, Van'da yaşayan kişilerin başka şehre gitme, otel, yol parası vs gibi maliyetler olmadan sınava girebildiklerini dile getirdi.
Çağlar, 2003'te yükselme sınavı yaptıklarını, birkaç sınav merkezi oluşturduklarını, sınavın maliyetinin bugünkü rakamlarla 4,5 milyon lira olduğunu belirterek, bugünkü sistemin, donanım, yazılım vs dahil 247 bin liraya mal olduğunu anlattı.
Sırada 'internetten soınav' var
Bu sınavın daha ileri bir aşamasını uygulamak istediklerini de kaydeden Çağlar, "internet üzerinden sınav yapmak için çalışma yürüttüklerini" söyledi. Çağlar, çalışmalar sonuçlanınca bankanın eleman sınavlarını internet üzerinden yapacağını, belli puan üzerindekileri yine kendi sistemlerine davet edeceklerini anlattı. Çağlar, bunun Türkiye'de bir ilk olacağını söyledi.
Bir gazetecinin, "İnternet kafede oturup, soruları arkadaşına çözdürürse" sözleri üzerine Çağlar, sınavdan sonra mülakat yapılacağını, giren kişinin yeterli becerisi yoksa bunun mülakatta ortaya çıkacağını kaydetti.
Ekran karşısında sınava girilen sistemin yükselme sınavları için de uygulandığını belirten Çağlar, her bir sınavın 4,5 milyon lira maliyeti düşünüldüğünde bu sistemin 100 bin liraya varan tasarruf sağladığını belirtti. Çağlar, bu uygulamanın sadece Ziraat Bankası'nda yapıldığını da söyledi.
Manchester Business School ile işbirliği
"Bankacılık okulumuzu Manchester Business School ile evlendirdik" diyen Can Akın Çağlar, master programı yapıldığını, Bankacılık Okulu'na aldıkları kişilerin 4 ay burada, 4-6 ay arasında da İngiltere'de eğitim göreceklerini söyledi. Bu yıl 25 kişilik kontenjan oluşturduklarını, gelecek yıl bu sayının artırılabileceğini ifade eden Çağlar, Ziraat Bankası Bankacılık Okuluna girenlerin aynı zamanda İngiltere'de master yapmış gibi diploma alacaklarını kaydetti.
Eylül veya Ekim'deki sınav, Türkiye'nin her yerindeki şubelerde yapılacak.
ANKARA - Eylül veya Ekim ayında sınavla 1250 kişiyi işe alacaklarını söyleyen Ziraat Bankası Genel Müdürü Can Akın Çağlar, sınavın bankanın şubelerinde, personelin çalıştığı ekranlarda yapılacağını duyurdu.
Ziraat Bankası Genel Müdürü Çağlar, gazetecilerle iftar yemeğinde bir araya geldi. Bu yıl bin 500 kişiyi işe aldıklarını, Eylül veya Ekim ayında bin 250 kişi daha alacaklarını bildiren Çağlar, bin kişinin memur, diğerlerinin bankacılık okulu ve müfettişlikle ilgili departmanlar için alınacağını kaydetti.
Bankanın KPSS şartını kaldırarak, şubelerinde personelin çalıştığı ekranda sınava girilen ve sınavdan 10 dakika sonra sonuçların öğrenildiği, 70 ve üzeri puan alanların mülakata çağrıldığı yeni sınav sistemini değerlendiren Çağlar, bu sistemin ciddi şekilde maliyet ve zaman tasarrufu sağladığını anlattı.
Öğrenciliğinde, Ankara'da yapılan hiçbir sınava gelmediğini anlatan Çağlar, uyguladıkları yeni sınav sisteminin fırsat eşitliği sağladığını, birçok şubede uygulanan sistemle Erzurum'da, Van'da yaşayan kişilerin başka şehre gitme, otel, yol parası vs gibi maliyetler olmadan sınava girebildiklerini dile getirdi.
Çağlar, 2003'te yükselme sınavı yaptıklarını, birkaç sınav merkezi oluşturduklarını, sınavın maliyetinin bugünkü rakamlarla 4,5 milyon lira olduğunu belirterek, bugünkü sistemin, donanım, yazılım vs dahil 247 bin liraya mal olduğunu anlattı.
Sırada 'internetten soınav' var
Bu sınavın daha ileri bir aşamasını uygulamak istediklerini de kaydeden Çağlar, "internet üzerinden sınav yapmak için çalışma yürüttüklerini" söyledi. Çağlar, çalışmalar sonuçlanınca bankanın eleman sınavlarını internet üzerinden yapacağını, belli puan üzerindekileri yine kendi sistemlerine davet edeceklerini anlattı. Çağlar, bunun Türkiye'de bir ilk olacağını söyledi.
Bir gazetecinin, "İnternet kafede oturup, soruları arkadaşına çözdürürse" sözleri üzerine Çağlar, sınavdan sonra mülakat yapılacağını, giren kişinin yeterli becerisi yoksa bunun mülakatta ortaya çıkacağını kaydetti.
Ekran karşısında sınava girilen sistemin yükselme sınavları için de uygulandığını belirten Çağlar, her bir sınavın 4,5 milyon lira maliyeti düşünüldüğünde bu sistemin 100 bin liraya varan tasarruf sağladığını belirtti. Çağlar, bu uygulamanın sadece Ziraat Bankası'nda yapıldığını da söyledi.
Manchester Business School ile işbirliği
"Bankacılık okulumuzu Manchester Business School ile evlendirdik" diyen Can Akın Çağlar, master programı yapıldığını, Bankacılık Okulu'na aldıkları kişilerin 4 ay burada, 4-6 ay arasında da İngiltere'de eğitim göreceklerini söyledi. Bu yıl 25 kişilik kontenjan oluşturduklarını, gelecek yıl bu sayının artırılabileceğini ifade eden Çağlar, Ziraat Bankası Bankacılık Okuluna girenlerin aynı zamanda İngiltere'de master yapmış gibi diploma alacaklarını kaydetti.
Bankaların Halka Arz Oranı Yüzde 19,7
Finans Gündem
Haziran 2010 döneminde, bankacılık sektörü hisselerinin yüzde 19,7'si halka arz edildi
Türkiye'de bankacılık sektöründe Haziran 2010 döneminde, toplam özkaynaklar baz alındığında sektör hisselerinin yüzde 19,7'si halka arz edilirken, halka arz edilmeyen yüzde 80,3'lük bölümün yüzde 58'7'si Türkiye'de yerleşik olan, yüzde 21,7'si Türkiye'de yerleşik olmayan yatırımcılara ait bulunuyor.
Türkiye Bankalar Birliği (TBB), mevduat bankaları ile kalkınma ve yatırım bankalarının sermaye yapısı ve bu yapıdaki değişmeler ile halka açıklık oranlarını içeren ''Türkiye'de Bankacılık Sistemi-Banka Grupları Bazında Sermaye Yapısı-Haziran 2010'' raporu yayınladı.
Aralık 2005 ile başlayan ve üçer aylık dönemlerde bilgi sunulan çalışmada, bankacılık sektörü sermaye yapısı ''halka açık olan'' ve ''halka açık olmayan'' şeklinde ikiye ayrılarak incelenirken, halka açık olmayan bölümündeki yapı ''Türkiye'de yerleşik'' ve ''Türkiye'de yerleşik olmayan'' şeklinde detaylandırıldı.
İMKB'de işlem gören halka açık bölümünde, sahiplik açısından Türkiye'de yerleşik ya da yerleşik olmama durumları dikkate alınmayan rapora göre, Haziran 2010 döneminde toplam özkaynaklar baz alındığında, bankacılık sektörü hisselerinin yüzde 19,7'si halka arz edilirken, halka arz edilmeyen yüzde 80,3'lük bölümünün yüzde 58,7'si Türkiye'de yerleşik olan, yüzde 21,7'si Türkiye'de yerleşik olmayan yatırımcılara ait.
Halka arz edilme oranı, mevduat bankalarında yüzde 21,9, kalkınma ve yatırım bankalarında yüzde 2,9 iken, mevduat bankalarında halka arz edilmeyen hisselerin yüzde 54,1'i Türkiye'de yerleşik olan, yüzde 24'ü Türkiye?de yerleşik olmayan yatırımcılara ait. Kalkınma ve yatırım bankaları grubunda halka arz edilmeyen hisselerin yüzde 93,5'i Türkiye'de yerleşik olan, yüzde 3,6'sı ise Türkiye'de yerleşik olmayan yatırımcılara ait bulunuyor.
Rapora göre, Haziran 2010 itibarıyla Türkiye'de bankacılık sistemi banka grupları bazında sermaye yapısı şöyle:
Halka Arz Edilen: Ödenmiş Sermaye / Özkaynak / Toplam Aktifler / Toplam Kredi / Toplam Mevduat
Sektör Toplamı 16.4 / 19.7 / 20.5 / 20.8 / 20.4
Mevduat Bankaları 19.9 / 21.9 / 21.0 / 21.3 / 20.4
Kamusal Sermayeli Bankalar 15.1 / 14.1 / 12.8 / 16.2 / 12.2
Özel Sermayeli Bankalar 28.8 / 31.4 / 31.2 / 30.6 / 31.3
Tas.Mevd.Sig.Fon.Devr. Bankalar 0.0 / 0.0 / 0.0 / 0.0 / 0.0
Yabancı Bankalar 0.9 / 0.8 / 0.7 / 0.8 / 0.6
Kalkınma ve Yatırım Bankaları 2.7 / 2.9 / 8.7 / 8.3 / -
Halka Arz Edilmeyen: Yerleşik Ödenmiş Sermaye / Özkaynak / Toplam Aktifler / Toplam Kredi Toplam Mevduat
Sektör Toplamı 58.8 / 58.7 / 58.8 / 54.8 / 60.5
Mevduat Bankaları 49.8 / 54.1 / 57.9 / 53.5 / 60.5
Kamusal Sermayeli Bankalar 84.9 / 85.9 / 87.2 / 83.8 / 87.8
Özel Sermayeli Bankalar 54.9 / 54.7 / 54.9 / 54.2 / 55.0
Tas.Mevd.Sig.Fon.Devr. Bankalar 100.0 / 100.0 / 100.0 / 100.0 / 100.0
Yabancı Bankalar 2.9 / 1.6 / 1.4 / 0.9 / 1.1
Kalkınma ve Yatırım Bankaları 93.4 / 93.5 / 84.4 / 87.3 / -
Halka Arz Edilmeyen/ Yerleşik Olmayan Ödenmiş Sermaye / Özkaynak / Toplam Aktifler / Toplam Kredi / Toplam Mevduat
Sektör Toplamı 24.8 / 21.7 / 20.7 / 24.4 / 19.1
Mevduat Bankaları 30.3 / 24.0 / 21.2 / 25.2 / 19.1
Kamusal Sermayeli Bankalar 0.0 / 0.0 / 0.0 / 0.0 / 0.0
Özel Sermayeli Bankalar 16.3 / 13.9 / 13.9 / 15.2 / 13.7
Tas.Mevd.Sig.Fon.Devr. Bankalar 0.0 / 0.0 / 0.0 / 0.0 / 0.0
Yabancı Bankalar 96.2 / 97.7 / 97.9 / 98.3 / 98.3
Kalkınma ve Yatırım Bankaları 4.0 / 3.6 / 7.0 / 4.4 / -
Haziran 2010 döneminde, bankacılık sektörü hisselerinin yüzde 19,7'si halka arz edildi
Türkiye'de bankacılık sektöründe Haziran 2010 döneminde, toplam özkaynaklar baz alındığında sektör hisselerinin yüzde 19,7'si halka arz edilirken, halka arz edilmeyen yüzde 80,3'lük bölümün yüzde 58'7'si Türkiye'de yerleşik olan, yüzde 21,7'si Türkiye'de yerleşik olmayan yatırımcılara ait bulunuyor.
Türkiye Bankalar Birliği (TBB), mevduat bankaları ile kalkınma ve yatırım bankalarının sermaye yapısı ve bu yapıdaki değişmeler ile halka açıklık oranlarını içeren ''Türkiye'de Bankacılık Sistemi-Banka Grupları Bazında Sermaye Yapısı-Haziran 2010'' raporu yayınladı.
Aralık 2005 ile başlayan ve üçer aylık dönemlerde bilgi sunulan çalışmada, bankacılık sektörü sermaye yapısı ''halka açık olan'' ve ''halka açık olmayan'' şeklinde ikiye ayrılarak incelenirken, halka açık olmayan bölümündeki yapı ''Türkiye'de yerleşik'' ve ''Türkiye'de yerleşik olmayan'' şeklinde detaylandırıldı.
İMKB'de işlem gören halka açık bölümünde, sahiplik açısından Türkiye'de yerleşik ya da yerleşik olmama durumları dikkate alınmayan rapora göre, Haziran 2010 döneminde toplam özkaynaklar baz alındığında, bankacılık sektörü hisselerinin yüzde 19,7'si halka arz edilirken, halka arz edilmeyen yüzde 80,3'lük bölümünün yüzde 58,7'si Türkiye'de yerleşik olan, yüzde 21,7'si Türkiye'de yerleşik olmayan yatırımcılara ait.
Halka arz edilme oranı, mevduat bankalarında yüzde 21,9, kalkınma ve yatırım bankalarında yüzde 2,9 iken, mevduat bankalarında halka arz edilmeyen hisselerin yüzde 54,1'i Türkiye'de yerleşik olan, yüzde 24'ü Türkiye?de yerleşik olmayan yatırımcılara ait. Kalkınma ve yatırım bankaları grubunda halka arz edilmeyen hisselerin yüzde 93,5'i Türkiye'de yerleşik olan, yüzde 3,6'sı ise Türkiye'de yerleşik olmayan yatırımcılara ait bulunuyor.
Rapora göre, Haziran 2010 itibarıyla Türkiye'de bankacılık sistemi banka grupları bazında sermaye yapısı şöyle:
Halka Arz Edilen: Ödenmiş Sermaye / Özkaynak / Toplam Aktifler / Toplam Kredi / Toplam Mevduat
Sektör Toplamı 16.4 / 19.7 / 20.5 / 20.8 / 20.4
Mevduat Bankaları 19.9 / 21.9 / 21.0 / 21.3 / 20.4
Kamusal Sermayeli Bankalar 15.1 / 14.1 / 12.8 / 16.2 / 12.2
Özel Sermayeli Bankalar 28.8 / 31.4 / 31.2 / 30.6 / 31.3
Tas.Mevd.Sig.Fon.Devr. Bankalar 0.0 / 0.0 / 0.0 / 0.0 / 0.0
Yabancı Bankalar 0.9 / 0.8 / 0.7 / 0.8 / 0.6
Kalkınma ve Yatırım Bankaları 2.7 / 2.9 / 8.7 / 8.3 / -
Halka Arz Edilmeyen: Yerleşik Ödenmiş Sermaye / Özkaynak / Toplam Aktifler / Toplam Kredi Toplam Mevduat
Sektör Toplamı 58.8 / 58.7 / 58.8 / 54.8 / 60.5
Mevduat Bankaları 49.8 / 54.1 / 57.9 / 53.5 / 60.5
Kamusal Sermayeli Bankalar 84.9 / 85.9 / 87.2 / 83.8 / 87.8
Özel Sermayeli Bankalar 54.9 / 54.7 / 54.9 / 54.2 / 55.0
Tas.Mevd.Sig.Fon.Devr. Bankalar 100.0 / 100.0 / 100.0 / 100.0 / 100.0
Yabancı Bankalar 2.9 / 1.6 / 1.4 / 0.9 / 1.1
Kalkınma ve Yatırım Bankaları 93.4 / 93.5 / 84.4 / 87.3 / -
Halka Arz Edilmeyen/ Yerleşik Olmayan Ödenmiş Sermaye / Özkaynak / Toplam Aktifler / Toplam Kredi / Toplam Mevduat
Sektör Toplamı 24.8 / 21.7 / 20.7 / 24.4 / 19.1
Mevduat Bankaları 30.3 / 24.0 / 21.2 / 25.2 / 19.1
Kamusal Sermayeli Bankalar 0.0 / 0.0 / 0.0 / 0.0 / 0.0
Özel Sermayeli Bankalar 16.3 / 13.9 / 13.9 / 15.2 / 13.7
Tas.Mevd.Sig.Fon.Devr. Bankalar 0.0 / 0.0 / 0.0 / 0.0 / 0.0
Yabancı Bankalar 96.2 / 97.7 / 97.9 / 98.3 / 98.3
Kalkınma ve Yatırım Bankaları 4.0 / 3.6 / 7.0 / 4.4 / -
Etiketler:
bankacılık,
halka arz,
İMKB,
ödenmiş sermaye,
özkaynak,
tbb,
toplam aktif
24 Ağustos 2010 Salı
Ziraat 1000 Kişiyi İşe Alacak

1.9 milyar liraya çıkan karlar istihdama yansıyacak
Ziraat Bankası'nın ilk 6 aylık kârı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 artarak 1.9 milyar lira olarak gerçekleşti. Banka'dan yapılan yazılı açıklamaya göre, Ziraat Bankası'nın toplam aktifleri de geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14 artarak 133 milyar liraya ulaştı.
Yılın ilk yarısında 1.500 kişiye yeni istihdam yaratıldığının kaydedildiği açıklamada, yılın kalan yarısında da yaklaşık 1.000 kişiye daha iş imkanının sağlanacağı belirtildi. Bankanın toplam personel sayısı 22.051'e ulaştı.
Bankaların Mevduat Cephesinde İl Bazında Durumu - "FİNANSBANK"

Bankanın toplam mevduatı yüzde 9.14 artışla 16.0 milyar TL'den 17.5 milyar TL'ye geldi. En hızlı mevduat artışını yüzde 188.5 ile Kırklareli'de yakalayan banka için en hızlı olduğu ikinci il yüzde 88.4'lük artışla Yalova oldu. Banka, 26 ilde ortalamasının üzerinde büyürken 17 ilde altında büyüdü. Mevduatının Aralık 2009'daki seviyesinin altına düştüğü il sayısı ise 14. En hızlı azalış ise yüzde 55.5 ile Elazığ'da.
23 Ağustos 2010 Pazartesi
Karda Liderliği Garanti Kaptı

Ziraat, 2010'un ilk yarısında liderliğini Garanti Bankası'na kaptırdı
Küresel krizin etkilerini en fazla hissettirdiği 2009 yılını 3 milyar 511 milyon liralık net kâr elde ederek 'yüzyılın kâr rekoru' ile kapatan Ziraat, 2010'un ilk yarısında liderliğini Garanti Bankası'na kaptırdı.
Böylece Türkiye'nin en kârlı bankası ünvanı bir kamu bankasından özel bankaya geçti. Ziraat Bankası'nın ilk 6 aylık kârı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 artarak 1 milyar 911 milyon lira oldu. 2010 yılı Haziran ayı itibariyle sektör net kârının yüzde 16'sını tek başına üreten Ziraat Bankası'nın toplam aktifleri de geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14 oranında artarak 133 milyar liraya yükseldi.
İLK ÜÇTE İKİ ÖZEL
İlk yarıda en yüksek kâr rakamına 2 milyar 54 milyon 731 bin lira ile Garanti Bankası ulaştı. Garanti'yi 1 milyar 911 milyon lira ile Ziraat Bankası izledi. Ziraat'i 1 milyar 808 milyon liralık net kâr elde eden Akbank takip etti.
Aynı dönemde İş Bankası 1 milyar 370 milyon lira seviyesinde konsolide net kâr elde etti. Yapı Kredi Bankası ilk yarıda 1 milyar 172 milyon lira, Halkbank da 1 milyar 35 milyon lira net kâr sağladı. Vakıfbank'ın ilk yarı kârı 539.7 milyon lira, Finansbank'ın 344 milyon lira Denizbank'ın 327 milyon lira oldu.
Türkiye Sınai Kalkınma Bankası'nın (TSKB) yılın ilk 6 ayında net dönem kârı 122.5 milyon lira olarak gerçekleşirken, Türk Ekonomi Bankası (TEB) konsolide bazda 107 milyon lira net kâr sağladı.Şekerbank aynı dönemde 68 milyon 968 bin lira konsolide olmayan net kâr, Fortis Bank Türkiye 35.6 milyon lira konsolide net kâr, Alternatifbank da 33 milyon 174 bin lira net kâr elde etti.
Türk Bankalarında Karlılık Düşecek
Goldman Sachs, 'Türk bankacılık sektöründe karlılık 2010'da düşecek' şeklinde değerlendirmede bulundu
Goldman Sachs Türk bankalarını şöyle değerlendirdi değerlendirdi:
Risk maliyetinin normalleşmesi ve menkul kıymet getirisinin azalmasıyla Türk bankacılık sektöründe karlılık 2010'da düşecek.
Likidite fazla olduğundan ve güçlü ekonomik aktivite kredi talebini artırdığından kredilerin yüksek olmasını bekliyoruz.
Karlılık 2011'in istikrar kazanacak olsa da kar büyümesinin düşmesini bekliyoruz. Diğer CEEMEA bankalarının güçlü kar momentumuna sahip olmasını bekliyoruz.
Pozitif sürprizler ve yüksek performans yokluğu Türk bankaları hisselerinin CEEMEA benzerlerinin gerisinde kalmasına sebep olabilir.
Türk bankacılık sektöründe ayrışmanın net faiz marjı dinamiklerinden kaynaklanacağını düşünüyoruz.
Menkul kıymet getirisine bağımlı ve düşük likiditesi olan bankaların daha güçlü marj baskısı yaşayacağına inanıyoruz. Akbank'ın net faiz marjında daralma bekliyoruz. 12 aylık hedef fiyatımız olan 7.13 TL yüzde 13 düşüş potansiyeli ifade ediyor ve SAT tavsiyesi getiriyor.
Yapı Kredi ve İş Bankası için tavsiyemizi Nötr'den SAT'a düşürüyoruz. Garanti için tavsiyemizi de Al'dan Nötr'e çekiyoruz.
Goldman Sachs Türk bankalarını şöyle değerlendirdi değerlendirdi:
Risk maliyetinin normalleşmesi ve menkul kıymet getirisinin azalmasıyla Türk bankacılık sektöründe karlılık 2010'da düşecek.
Likidite fazla olduğundan ve güçlü ekonomik aktivite kredi talebini artırdığından kredilerin yüksek olmasını bekliyoruz.
Karlılık 2011'in istikrar kazanacak olsa da kar büyümesinin düşmesini bekliyoruz. Diğer CEEMEA bankalarının güçlü kar momentumuna sahip olmasını bekliyoruz.
Pozitif sürprizler ve yüksek performans yokluğu Türk bankaları hisselerinin CEEMEA benzerlerinin gerisinde kalmasına sebep olabilir.
Türk bankacılık sektöründe ayrışmanın net faiz marjı dinamiklerinden kaynaklanacağını düşünüyoruz.
Menkul kıymet getirisine bağımlı ve düşük likiditesi olan bankaların daha güçlü marj baskısı yaşayacağına inanıyoruz. Akbank'ın net faiz marjında daralma bekliyoruz. 12 aylık hedef fiyatımız olan 7.13 TL yüzde 13 düşüş potansiyeli ifade ediyor ve SAT tavsiyesi getiriyor.
Yapı Kredi ve İş Bankası için tavsiyemizi Nötr'den SAT'a düşürüyoruz. Garanti için tavsiyemizi de Al'dan Nötr'e çekiyoruz.
Bukalemun Bonolar
Finansgündem- Batık bankaları bir daha devletlerin kurtarmasını kimse istemiyor. Çözüm önerisi bukalemun tahviller.
2008 yılında Lehman Brothers adlı yatırım bankasının çökmesiyle zirve noktasını yaşayan küresel finans krizinin ardından kapitalizmin sonunun geldiği, yeni bir ekonomik sistemin kurulması gerektiğine dair pek çok makale, yazı ve haber kaleme alındı.
Bir yandan mortgage piyasası kaynaklı varlık balonları patladıktan sonra ortaya çıkan hasar gelişmiş ülkelerde devletlerin bankalara el koymasıyla ve “toksik varlıkları” piyasadan almasıyla temizlenmeye çalışılırken, bir yandan da aynı hatanın tekrarlanmaması için nasıl bir kurallar dizisi oluşturulması gerektiğine ilişkin çalışmalar yürütüldü.
Lloyds öncü oldu
Hükümetler düzeyinde G20 zirveleri bu görevi yerine getirmeye çalışırken uluslararası finans kurallarını yeniden yazma görevi de Basel Bankacılık Denetleme Komitesi’ne verildi. Bu komitenin yıl bitmeden bankalara uygulanan sermaye yeterlilik oranını yukarı çekecek bir karar alması bekleniyor. Söz konusu düzenlemenin pek çok yan etkisi olacak.
Bunların başında da dünya çapında bankacılık kuruluşlarının istenen sermaye rasyosunu yakalayabilmek için yeni kaynak üretmesi geliyor. Kendini küresel iş yönetimi okulu olarak tanımlayan ve dünyanın pek çok ülkesinde kampüsü bulunan INSEAD’ın finans profesörlerinden Theo Vermaelen, dönüştürülebilir kıymet tahvilleri (contingent convertibles, ya da kısaca coco tahviller) olarak bilinen yatırım enstrümanlarının bu konuda çözüm olabileceği görüşünde.
Bu yatırım enstrümanları, satın alındıktan belli bir süre sonra ya da belli bir gelişmenin ardından hisse senedine dönüştürülebilir tahvillerden oluşuyor. Yani bir nevi bukalemun tahviller. Banka bunları ihraç ettikten bir süre sonra borç/özkaynak oranı belli bir eşiğin altına düşerse hisse senedine dönüştürebiliyor.
İlk bukalemun tahviller Lloyds tarafından 2009 yılında ihraç edilmişti. Lloyds, sermayesini yeniden yapılandırırken toplam 15.7 milyar dolar değerinde tahvil ihraç etti. Bu tahviller, bankanın ana sermaye kaldıraç oranı yüzde 5’in altına düştüğü anda hisse senedine dönüşebiliyordu.
Amaç, “batmak için çok büyük” denilen bankalar sıkıntıya girdiği takdirde 2008 krizinde olduğu gibi devlet parasıyla kurtarılmasını önlemekti.
Not alamıyorlar
Eğer Basel Komitesi onaylarsa birçok Avrupalı bankanın bukalemun tahvili ihraç etmek için sırada beklediği biliniyor. Financial Times gazetesine bu ayın başında konuşan bir Fransız bankasının yöneticisi, “Eğer bu enstrümanları özsermayemize katabileceksek oldukça çekici olurlar.
Bu yılın sonunda ve gelecek yıl çok fazla ihraç olacağını düşünüyorum” demişti. O günden bu yana yalnızca Hollandalı Rabobank benzer bir ihraç girişiminde bulundu.
Kredi derecelendirme kuruluşları bukalemun tahvilleri notlamaya yanaşmadığı için uygulamanın yaygınlaşmadığı belirtiliyor. Ancak Basel Komitesi’nin sermaye rasyosunda yapacağı değişikliğin ardından birçok bankanın bu yola başvurması bekleniyor. Komite bu konuda eylül ayı içinde görüşünü açıklayacak.
Bukalemunlar ne zaman dönüşecek?
Vermaelen, Wall Street Journal için kaleme aldığı makalede, bukalemun tahvillerin hayat kurtarıcı gibi görülmesinin doğru olmayacağını, bazı riskler taşıdıklarını da söylüyor. Her ne kadar somut tanımlaması yapılsa da bukalemun tahvillerin ne zaman hisse senedi muamelesi görmeye başlayacağı konusu her zaman çok net olmayabiliyor.
Örneğin ilk bukalemun tahvil ihraççısı Lloyds’un borç/özkaynak rasyosu, her bilanço açıklayan kuruluş için geçerli olduğu gibi yılda dört kez, yani üç ayda bir ölçülüyor. Bu arada yaşanacak ani bir gelişme tahvillerin hisse senedine dönüşmesi için bilanço döneminin beklenmesi gerektiğinden zamanında müdahale edilemeyebilir.
Yatırımcıyı korumak için...
Hisselerin defter değeri yerine piyasa değerine göre ölçüm yapmak bu sorunu azaltabilir. Vermaelen’in verdiği örnek, bin dolar değerinde bir tahvil hisselerin fiyatı borsada 5 doların altına düşerse 200 hisseye karşılık gelecek şekilde ayarlanabilmesi. Ancak bunun da yatırımcıların hisseyi açığa satarak dönüşüm işlemini tetikleme riski var. Böylece tahvili ihraç eden banka, tahvili alan yatırımcılara ne olursa olsun fiyat belirtilen seviyeye düştüğünde hisse vermek zorunda. Ayrıca hisse senedi piyasalarında zaman zaman yaşanan dalgalanmalar hisselerin olması gerekenin çok altında fiyattan işlem görmesine neden olabiliyor. Bu durumda banka zor duruma düşmüş olmasa da tahvilleri hisseye dönüştürmeye zorlanabilir. Hisse hareketleri anlık olduğu için tahviller hisseye çevrilene kadar hisse fiyatı çok daha düşük seviyeye gelebilir, bu da tahvili alan yatırımcının kayba uğraması anlamına geliyor.
Vermaelen, George Pennacchi ve Christian Wolff adlı iki akademisyenle birlikte kaleme aldığı makalede, bu olumsuzlukları engellemek için hissenin fiyatı piyasada ne kadar olmuşsa, yatırımcılara ona uygun miktarda hisse verilmesini öneriyor. Yani hisse fiyatı 5 doların altına düştüğünde bin dolarlık tahvil 200 hisse senedine dönüştürülecekse ve dönüştürme anında hisseler bir dolardan işlem görüyorsa 200 yerine bin adet hisse verilmesi gerekiyor. Tahvili ihraç eden banka, daha sonra bu hisseleri sattığı fiyattan geri alma hakkına sahip olacak.
2008 yılında Lehman Brothers adlı yatırım bankasının çökmesiyle zirve noktasını yaşayan küresel finans krizinin ardından kapitalizmin sonunun geldiği, yeni bir ekonomik sistemin kurulması gerektiğine dair pek çok makale, yazı ve haber kaleme alındı.
Bir yandan mortgage piyasası kaynaklı varlık balonları patladıktan sonra ortaya çıkan hasar gelişmiş ülkelerde devletlerin bankalara el koymasıyla ve “toksik varlıkları” piyasadan almasıyla temizlenmeye çalışılırken, bir yandan da aynı hatanın tekrarlanmaması için nasıl bir kurallar dizisi oluşturulması gerektiğine ilişkin çalışmalar yürütüldü.
Lloyds öncü oldu
Hükümetler düzeyinde G20 zirveleri bu görevi yerine getirmeye çalışırken uluslararası finans kurallarını yeniden yazma görevi de Basel Bankacılık Denetleme Komitesi’ne verildi. Bu komitenin yıl bitmeden bankalara uygulanan sermaye yeterlilik oranını yukarı çekecek bir karar alması bekleniyor. Söz konusu düzenlemenin pek çok yan etkisi olacak.
Bunların başında da dünya çapında bankacılık kuruluşlarının istenen sermaye rasyosunu yakalayabilmek için yeni kaynak üretmesi geliyor. Kendini küresel iş yönetimi okulu olarak tanımlayan ve dünyanın pek çok ülkesinde kampüsü bulunan INSEAD’ın finans profesörlerinden Theo Vermaelen, dönüştürülebilir kıymet tahvilleri (contingent convertibles, ya da kısaca coco tahviller) olarak bilinen yatırım enstrümanlarının bu konuda çözüm olabileceği görüşünde.
Bu yatırım enstrümanları, satın alındıktan belli bir süre sonra ya da belli bir gelişmenin ardından hisse senedine dönüştürülebilir tahvillerden oluşuyor. Yani bir nevi bukalemun tahviller. Banka bunları ihraç ettikten bir süre sonra borç/özkaynak oranı belli bir eşiğin altına düşerse hisse senedine dönüştürebiliyor.
İlk bukalemun tahviller Lloyds tarafından 2009 yılında ihraç edilmişti. Lloyds, sermayesini yeniden yapılandırırken toplam 15.7 milyar dolar değerinde tahvil ihraç etti. Bu tahviller, bankanın ana sermaye kaldıraç oranı yüzde 5’in altına düştüğü anda hisse senedine dönüşebiliyordu.
Amaç, “batmak için çok büyük” denilen bankalar sıkıntıya girdiği takdirde 2008 krizinde olduğu gibi devlet parasıyla kurtarılmasını önlemekti.
Not alamıyorlar
Eğer Basel Komitesi onaylarsa birçok Avrupalı bankanın bukalemun tahvili ihraç etmek için sırada beklediği biliniyor. Financial Times gazetesine bu ayın başında konuşan bir Fransız bankasının yöneticisi, “Eğer bu enstrümanları özsermayemize katabileceksek oldukça çekici olurlar.
Bu yılın sonunda ve gelecek yıl çok fazla ihraç olacağını düşünüyorum” demişti. O günden bu yana yalnızca Hollandalı Rabobank benzer bir ihraç girişiminde bulundu.
Kredi derecelendirme kuruluşları bukalemun tahvilleri notlamaya yanaşmadığı için uygulamanın yaygınlaşmadığı belirtiliyor. Ancak Basel Komitesi’nin sermaye rasyosunda yapacağı değişikliğin ardından birçok bankanın bu yola başvurması bekleniyor. Komite bu konuda eylül ayı içinde görüşünü açıklayacak.
Bukalemunlar ne zaman dönüşecek?
Vermaelen, Wall Street Journal için kaleme aldığı makalede, bukalemun tahvillerin hayat kurtarıcı gibi görülmesinin doğru olmayacağını, bazı riskler taşıdıklarını da söylüyor. Her ne kadar somut tanımlaması yapılsa da bukalemun tahvillerin ne zaman hisse senedi muamelesi görmeye başlayacağı konusu her zaman çok net olmayabiliyor.
Örneğin ilk bukalemun tahvil ihraççısı Lloyds’un borç/özkaynak rasyosu, her bilanço açıklayan kuruluş için geçerli olduğu gibi yılda dört kez, yani üç ayda bir ölçülüyor. Bu arada yaşanacak ani bir gelişme tahvillerin hisse senedine dönüşmesi için bilanço döneminin beklenmesi gerektiğinden zamanında müdahale edilemeyebilir.
Yatırımcıyı korumak için...
Hisselerin defter değeri yerine piyasa değerine göre ölçüm yapmak bu sorunu azaltabilir. Vermaelen’in verdiği örnek, bin dolar değerinde bir tahvil hisselerin fiyatı borsada 5 doların altına düşerse 200 hisseye karşılık gelecek şekilde ayarlanabilmesi. Ancak bunun da yatırımcıların hisseyi açığa satarak dönüşüm işlemini tetikleme riski var. Böylece tahvili ihraç eden banka, tahvili alan yatırımcılara ne olursa olsun fiyat belirtilen seviyeye düştüğünde hisse vermek zorunda. Ayrıca hisse senedi piyasalarında zaman zaman yaşanan dalgalanmalar hisselerin olması gerekenin çok altında fiyattan işlem görmesine neden olabiliyor. Bu durumda banka zor duruma düşmüş olmasa da tahvilleri hisseye dönüştürmeye zorlanabilir. Hisse hareketleri anlık olduğu için tahviller hisseye çevrilene kadar hisse fiyatı çok daha düşük seviyeye gelebilir, bu da tahvili alan yatırımcının kayba uğraması anlamına geliyor.
Vermaelen, George Pennacchi ve Christian Wolff adlı iki akademisyenle birlikte kaleme aldığı makalede, bu olumsuzlukları engellemek için hissenin fiyatı piyasada ne kadar olmuşsa, yatırımcılara ona uygun miktarda hisse verilmesini öneriyor. Yani hisse fiyatı 5 doların altına düştüğünde bin dolarlık tahvil 200 hisse senedine dönüştürülecekse ve dönüştürme anında hisseler bir dolardan işlem görüyorsa 200 yerine bin adet hisse verilmesi gerekiyor. Tahvili ihraç eden banka, daha sonra bu hisseleri sattığı fiyattan geri alma hakkına sahip olacak.
Bankacılıkta Yeni Düzenlemeler
Ana (Tier 1) sermaye', ‘likidite' ve ‘kaldıraç' yeniden tanımlanıyor
Geçen aralık ayında Basel Bankacılık Gözetim Komitesi (BBGK) uluslararası bankalar için geçerli olacak ‘Basel III Kuralları'na ilişkin taslağı yayımlandı. Temmuz ayındaysa bu taslakta önemli bazı değişiklikler yapıldı. Ama o da son biçimini almadı. Çünkü BBGK'nın 27 üyesinden birisi olan Almanya henüz olurunu vermedi; yeni düzenlemenin Alman bankacılığı üzerindeki etkisini inceledikten sonra yanıt verecek.
Bu yeni düzenlemede ağırlık tanımlara veriliyor. ‘Ana (Tier 1) sermaye', ‘likidite' ve ‘kaldıraç' yeniden tanımlanıyor. Bir de bu kavramlara ilişkin düzey sınırları var.
Dolayısıyla bu yeni tanımlar çerçevesinde, yeni sınırların ne anlama geldiğine bakılması gerekiyor. Bu açıdan Almanya'nın ihtiyatlı davranmasında şaşılacak bir şey yok. Anlaşılması zor olan, diğer ülkelerin Almanya'nın yapamadığını nasıl olup da yaptıkları.
BBGK'nın temmuz ayında yaptığı değişiklikler, geçen aralık ayında kabul edilen kuralları epeyce gevşetiyor. Bunu pek çok kimse bankaların baskısına bağlıyor. Büyük bir olasılıkla da haklılar. Ancak bu, bankaların taleplerinin mutlaka yanlış olduğu anlamına gelmeyebilir. Nitekim uzmanlar, Temmuz 2010'da yapılan değişikliklerin, hem mevcut duruma oranla ciddi bir iyileştirme getirdiğini hem de aralık ayında kamuoyuna açıklanan taslağa oranla çok daha uygulanabilir bir çerçeve oluşturduğu kanısındalar.
Yaşadığımız krizin somutlaştırdığı iki temel sorun var. Bunlardan ilki, mali sistemin yeni bir kriz oluşturmasını olabildiğince engelleyecek düzenlemelerin yapılması. Bu, kolay bir iş değil. Çünkü mali sistemin son derece hızlı değişmesi, ilerideki krizlerin niteliğini kestirmeyi zorlaştırıyor. Düşünülebilecek her krize dirençli bir sistemi tasarlamak ise olanaksız. Çünkü krizi yaratan, insanın düş gücünün inanılmaz zenginliği. Her düzenleme yeni bir sistem yaratıyor. İnsanların düş gücü de bu yeni sistem içinde kendi çıkarları doğrultusunda oyunun kurallarının dışına çıkma yollarını bulmalarını sağlıyor.
Bunlar da bir noktada sistemi işlemez hale getiriyor. Kriz de zaten bu! Dolayısıyla ancak bu krizlerin sık ve şiddetli olmamasını sağlayabilmeyi umabiliriz. Bu nedenle de BBGK'nın aralıkta oluşturduğu çerçevenin ya da temmuzdaki yumuşatmanın beklenen sonucu verip vermeyeceğini kestirmenin bir yolu yok.
Buna karşılık, ikinci soruna, yani bu yeni düzenleme içinde bankaların nasıl davranacakları ve bunun ekonomi üzerindeki etkilerinin ne olacağı konusunda bazı projeksiyonlar yapmak olanaklı. Mali İstikrar Kurulu ve BBGK bu amaçla bir ‘Makroekonomik Değerlendirme Grubu' (MDG) oluşturmuşlar. Bu grubun ara raporu yayımlandı. Temel sorun yeni düzenlemelerin bankalar için daha fazla sermaye gerektirmesinin ekonominin kalanı üzerindeki etkileri. Bu sorunun da iki boyutu var.
Bunlardan birisi sermaye miktarında gerekli artışın büyüklüğü, ikincisi bu artışın hangi sürede sağlanacağı. Bankaların çok büyük miktarda sermaye temin etmeleri gerekiyorsa; bu, onları faaliyetlerini kısmaya yönlendirebilir.
Bunun sonucu olarak da krediler daralabilir. Bu da ekonomik gelişmeyi olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, yeni standartlara uyma süresi kısaldıkça sermaye temininin maliyeti yükselebilir. Oysa süre uzun olursa bankalar, kendi iç kaynaklarını kullanma ve en uygun zamanda sermaye temin etme şansına daha çok sahip olabilirler.
MDG'nin ara raporundaki sonuçlar, sermaye ve likiditede standartlara geçilmesinin GSYH düzeyi ve büyüme hızı üzerindeki etkisinin az ve geçici olacağı yönünde. Rapor iki ve dört yıllık geçiş dönemleri için sınamalar yapmış; tercihi ikincisi yönünde.
Bu raporun hazırlanmasına Brezilya ve Güney Kore gibi bazı gelişmekte olan ülkeler modellerini sunarak katkı yapmışlar. Türkiye'nin adı hiç geçmiyor. Keşke geçseydi. Acaba bu tür bir çalışmayı, hiç olmazsa kendi bankacılık sistemimiz için yapamaz mıyız? HASAN ERSEL-REFERANS
Geçen aralık ayında Basel Bankacılık Gözetim Komitesi (BBGK) uluslararası bankalar için geçerli olacak ‘Basel III Kuralları'na ilişkin taslağı yayımlandı. Temmuz ayındaysa bu taslakta önemli bazı değişiklikler yapıldı. Ama o da son biçimini almadı. Çünkü BBGK'nın 27 üyesinden birisi olan Almanya henüz olurunu vermedi; yeni düzenlemenin Alman bankacılığı üzerindeki etkisini inceledikten sonra yanıt verecek.
Bu yeni düzenlemede ağırlık tanımlara veriliyor. ‘Ana (Tier 1) sermaye', ‘likidite' ve ‘kaldıraç' yeniden tanımlanıyor. Bir de bu kavramlara ilişkin düzey sınırları var.
Dolayısıyla bu yeni tanımlar çerçevesinde, yeni sınırların ne anlama geldiğine bakılması gerekiyor. Bu açıdan Almanya'nın ihtiyatlı davranmasında şaşılacak bir şey yok. Anlaşılması zor olan, diğer ülkelerin Almanya'nın yapamadığını nasıl olup da yaptıkları.
BBGK'nın temmuz ayında yaptığı değişiklikler, geçen aralık ayında kabul edilen kuralları epeyce gevşetiyor. Bunu pek çok kimse bankaların baskısına bağlıyor. Büyük bir olasılıkla da haklılar. Ancak bu, bankaların taleplerinin mutlaka yanlış olduğu anlamına gelmeyebilir. Nitekim uzmanlar, Temmuz 2010'da yapılan değişikliklerin, hem mevcut duruma oranla ciddi bir iyileştirme getirdiğini hem de aralık ayında kamuoyuna açıklanan taslağa oranla çok daha uygulanabilir bir çerçeve oluşturduğu kanısındalar.
Yaşadığımız krizin somutlaştırdığı iki temel sorun var. Bunlardan ilki, mali sistemin yeni bir kriz oluşturmasını olabildiğince engelleyecek düzenlemelerin yapılması. Bu, kolay bir iş değil. Çünkü mali sistemin son derece hızlı değişmesi, ilerideki krizlerin niteliğini kestirmeyi zorlaştırıyor. Düşünülebilecek her krize dirençli bir sistemi tasarlamak ise olanaksız. Çünkü krizi yaratan, insanın düş gücünün inanılmaz zenginliği. Her düzenleme yeni bir sistem yaratıyor. İnsanların düş gücü de bu yeni sistem içinde kendi çıkarları doğrultusunda oyunun kurallarının dışına çıkma yollarını bulmalarını sağlıyor.
Bunlar da bir noktada sistemi işlemez hale getiriyor. Kriz de zaten bu! Dolayısıyla ancak bu krizlerin sık ve şiddetli olmamasını sağlayabilmeyi umabiliriz. Bu nedenle de BBGK'nın aralıkta oluşturduğu çerçevenin ya da temmuzdaki yumuşatmanın beklenen sonucu verip vermeyeceğini kestirmenin bir yolu yok.
Buna karşılık, ikinci soruna, yani bu yeni düzenleme içinde bankaların nasıl davranacakları ve bunun ekonomi üzerindeki etkilerinin ne olacağı konusunda bazı projeksiyonlar yapmak olanaklı. Mali İstikrar Kurulu ve BBGK bu amaçla bir ‘Makroekonomik Değerlendirme Grubu' (MDG) oluşturmuşlar. Bu grubun ara raporu yayımlandı. Temel sorun yeni düzenlemelerin bankalar için daha fazla sermaye gerektirmesinin ekonominin kalanı üzerindeki etkileri. Bu sorunun da iki boyutu var.
Bunlardan birisi sermaye miktarında gerekli artışın büyüklüğü, ikincisi bu artışın hangi sürede sağlanacağı. Bankaların çok büyük miktarda sermaye temin etmeleri gerekiyorsa; bu, onları faaliyetlerini kısmaya yönlendirebilir.
Bunun sonucu olarak da krediler daralabilir. Bu da ekonomik gelişmeyi olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, yeni standartlara uyma süresi kısaldıkça sermaye temininin maliyeti yükselebilir. Oysa süre uzun olursa bankalar, kendi iç kaynaklarını kullanma ve en uygun zamanda sermaye temin etme şansına daha çok sahip olabilirler.
MDG'nin ara raporundaki sonuçlar, sermaye ve likiditede standartlara geçilmesinin GSYH düzeyi ve büyüme hızı üzerindeki etkisinin az ve geçici olacağı yönünde. Rapor iki ve dört yıllık geçiş dönemleri için sınamalar yapmış; tercihi ikincisi yönünde.
Bu raporun hazırlanmasına Brezilya ve Güney Kore gibi bazı gelişmekte olan ülkeler modellerini sunarak katkı yapmışlar. Türkiye'nin adı hiç geçmiyor. Keşke geçseydi. Acaba bu tür bir çalışmayı, hiç olmazsa kendi bankacılık sistemimiz için yapamaz mıyız? HASAN ERSEL-REFERANS
20 Ağustos 2010 Cuma
En uygun Bayram Kredileri...
Bayramı dolayısıyla kampanyalar düzenleyen bankalar, faizleri 0,49'a kadar düşürdü.
Bayrama sayılı günler kala bankalar, hazırladıkları “Bayram Kredisi” paketlerini tüketicilere sunmaya başladı. Bankalar, faiz oranlarını 0,49'a kadar çekerken, 36 aya kadar uygun faizli kredi seçenekleri sunuyor.
İş Bankası, “Geleneksel Bayram Kredisi Kampanyası” ile müşterilerine aylık yüzde 0,55 faiz oranı ya da peşin komisyon ödeyerek faizsiz, 5 bin liraya kadar, 10 ay vadeli kredi olanağı tanıyor.
Tüketiciler, kampanya dönemi içinde bankadan, 10 bin lira ve 36 ay vadeye kadar, aylık yüzde 1,20'lik faizle de kredi kullanabilecek.
Halkbank ise hazırladı özel paketle kredi kullanan müşterilerine 1 gram altın mevduat hesabı hediye edecek. “Altın Hediyeli Bayram Kredisi”nde tüketiciler, 5 bin liraya kadar krediye yüzde 0,50 faizle ve 12 vadeyle kullanabiliyor. Banka, 10 bin lira ve 24 aya kadar kredilerinde yüzde 1,20 bin lira ve 36 aya kadar kredide ise yüzde 1,25 faiz uyguluyor. Altın Hediyeli Bayram Kredisi kullananlar ilk taksiti 2 ay erteleyebiliyor.
Yapı Kredi Bankası'nın sunduğu düşük faizli bayram kredisinde ise, aylık yüzde 0,52'den başlayan faiz oranlarıyla 36 ay vadeye kadar maksimum 20 bin lira alınabilirken, vade sonuna kadar faiz ödemeden, sadece peşin komisyon ile kullandırılan faizsiz bayram kredisi, maksimum 5 bin lira için ve 12 aylık vade ile sunuluyor.
Herhangi bir masraf veya komisyon ödemeden, sadece faiz ödeyerek kullanılabilen masrafsız bayram kredisi ise 10 bin liraya kadar yüzde 1,59 faiz oranı ile 24 ay vadede alınabiliyor.
Şekerbank'ın Bayram Kredisi kampanyasında da müşterileri, yüzde 0,49'dan başlayan faiz seçenekleriyle kredi kullanabiliyor.
Kampanyada, maksimum 5 bin lira kredi talepleri için 3-12 ay vadeye yüzde 0,49, 13-24 ay vadeye yüzde 0,79, 25-60 ay vadeye ise yüzde 1,04 oranında faiz uygulanıyor.
Kampanya kapsamında, 10 bin liraya kadar olan kredi talepleri için faiz oranları, 3-12 ay vade için yüzde 0,69, 13-24 ay vade için yüzde 0,89, 25-60 ay vade için de yüzde 1,09 olurken, maksimum 25 bin liraya kadar olan kredi taleplerinde uygulanacak faiz oranları ise, 3-12 ay vadeye yüzde 0.89, 13-24 ay vadeye yüzde 0,99, 25-60 ay vadeye yüzde 1,14 olarak değişiyor.
Garanti Bankası ise hazırladığı bayram paketi kapsamında, müşterilerine 174 lira taksitli yüzde 1,09 faizli 5 bin lira kredi ya da yüzde 0,49 faizli 12 ay vadeli 3 bin lira sunuyor. Banka, 10 bin lira ve 60 aya kadar sunduğu kredilerinde yüzde 1,25 faiz uyguluyor.
Akbank ise 20 bin liraya kadar yüzde 1,10 faiz oranı ve 110 lira masrafla kredi kullandırıyor. Banka 241 aya kadar yüzde 1,1 faiz uygularken, 36 aya kadar verdiği kredide yüzde faizi yüzde 1,20'ye yükseltiyor.
(Kaynak: www.finansgundem.com)
Bayrama sayılı günler kala bankalar, hazırladıkları “Bayram Kredisi” paketlerini tüketicilere sunmaya başladı. Bankalar, faiz oranlarını 0,49'a kadar çekerken, 36 aya kadar uygun faizli kredi seçenekleri sunuyor.
İş Bankası, “Geleneksel Bayram Kredisi Kampanyası” ile müşterilerine aylık yüzde 0,55 faiz oranı ya da peşin komisyon ödeyerek faizsiz, 5 bin liraya kadar, 10 ay vadeli kredi olanağı tanıyor.
Tüketiciler, kampanya dönemi içinde bankadan, 10 bin lira ve 36 ay vadeye kadar, aylık yüzde 1,20'lik faizle de kredi kullanabilecek.
Halkbank ise hazırladı özel paketle kredi kullanan müşterilerine 1 gram altın mevduat hesabı hediye edecek. “Altın Hediyeli Bayram Kredisi”nde tüketiciler, 5 bin liraya kadar krediye yüzde 0,50 faizle ve 12 vadeyle kullanabiliyor. Banka, 10 bin lira ve 24 aya kadar kredilerinde yüzde 1,20 bin lira ve 36 aya kadar kredide ise yüzde 1,25 faiz uyguluyor. Altın Hediyeli Bayram Kredisi kullananlar ilk taksiti 2 ay erteleyebiliyor.
Yapı Kredi Bankası'nın sunduğu düşük faizli bayram kredisinde ise, aylık yüzde 0,52'den başlayan faiz oranlarıyla 36 ay vadeye kadar maksimum 20 bin lira alınabilirken, vade sonuna kadar faiz ödemeden, sadece peşin komisyon ile kullandırılan faizsiz bayram kredisi, maksimum 5 bin lira için ve 12 aylık vade ile sunuluyor.
Herhangi bir masraf veya komisyon ödemeden, sadece faiz ödeyerek kullanılabilen masrafsız bayram kredisi ise 10 bin liraya kadar yüzde 1,59 faiz oranı ile 24 ay vadede alınabiliyor.
Şekerbank'ın Bayram Kredisi kampanyasında da müşterileri, yüzde 0,49'dan başlayan faiz seçenekleriyle kredi kullanabiliyor.
Kampanyada, maksimum 5 bin lira kredi talepleri için 3-12 ay vadeye yüzde 0,49, 13-24 ay vadeye yüzde 0,79, 25-60 ay vadeye ise yüzde 1,04 oranında faiz uygulanıyor.
Kampanya kapsamında, 10 bin liraya kadar olan kredi talepleri için faiz oranları, 3-12 ay vade için yüzde 0,69, 13-24 ay vade için yüzde 0,89, 25-60 ay vade için de yüzde 1,09 olurken, maksimum 25 bin liraya kadar olan kredi taleplerinde uygulanacak faiz oranları ise, 3-12 ay vadeye yüzde 0.89, 13-24 ay vadeye yüzde 0,99, 25-60 ay vadeye yüzde 1,14 olarak değişiyor.
Garanti Bankası ise hazırladığı bayram paketi kapsamında, müşterilerine 174 lira taksitli yüzde 1,09 faizli 5 bin lira kredi ya da yüzde 0,49 faizli 12 ay vadeli 3 bin lira sunuyor. Banka, 10 bin lira ve 60 aya kadar sunduğu kredilerinde yüzde 1,25 faiz uyguluyor.
Akbank ise 20 bin liraya kadar yüzde 1,10 faiz oranı ve 110 lira masrafla kredi kullandırıyor. Banka 241 aya kadar yüzde 1,1 faiz uygularken, 36 aya kadar verdiği kredide yüzde faizi yüzde 1,20'ye yükseltiyor.
(Kaynak: www.finansgundem.com)
Tüm Bankaların Personel Başına Düşen Ortalama Yıllık Personel Gideri
Son Olarak Tüm Bankaların Personel Başına Düşen
Ortalama Yıllık Personel Gideri TL 2009

1- Veriler TBB'den alınmıştır.
2- Personel giderlerine kıdem tazminatı dahildir.
3- Personel başına düşen toplam gider hesaplamasında, personel sayısı 2008 ve 2009 yıl sonu ortalaması alınmıştır.
Ortalama Yıllık Personel Gideri TL 2009
1- Veriler TBB'den alınmıştır.
2- Personel giderlerine kıdem tazminatı dahildir.
3- Personel başına düşen toplam gider hesaplamasında, personel sayısı 2008 ve 2009 yıl sonu ortalaması alınmıştır.
Bankaların Mevduat Cephesinde İl Bazında Durumu: "DENİZBANK"

Bankanın toplam mevduatı 6 aylık dönemde yüzde 13.68 artışla 12.1 milyar TL'ye yükselirken mevduat tarafında da hızlı artışları daha çok yeni girdiği illerde yakalamış görünüyor. Banka Ağrı, Çankırı, Iğdır ve Kars'ta 1.4 ile 3.8 milyon TL aralığında değişen miktarlarda mevduat toplarken en hızlı artışı bin TL'den 4.3 milyon TL'ye çıkarttığı Niğde'de yakalamış duruyor. Ayrıca Siirt'te yüzde 4 bin 333, Artvin'de yüzde bin 219'luk artışları da dikkat çekici. Bankanın mevduat azalış yaşadığı 8 il bulunurken en hızlı kaybı yüzde 22.5'lik azalışla Sivas'ta.
19 Ağustos 2010 Perşembe
Merkez Bankası Kısa Vadeli Faiz Oranlarını Değiştirmedi
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, kısa vadeli faiz oranlarını değiştirmedi. Buna göre, gecelik faiz oranları borçlanmada yüzde 6,50; borç vermede ise yüzde 9 olarak uygulanacak.
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, kısa vadeli faiz oranlarını değiştirmedi. Buna göre, gecelik faiz oranları, borçlanmada yüzde 6,50, borç vermede ise yüzde 9 olarak uygulanacak.
Merkez Bankası tarafından açıklanan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu kararında, Bankalararası Para Piyasası ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Repo–Ters Repo Pazarı'nda uygulanmakta olan gecelik faiz oranlarının, 9 aydır olduğu gibi, sabit tutulmasına karar verildiği kaydedildi.
Buna göre, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı yüzde 7 uygulanacak. Gecelik borçlanmalarda, Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde 6,50, borç verme faiz oranı yüzde 9 uygulanmaya devam edilecek.
Geç Likidite Penceresi uygulaması çerçevesinde, Bankalararası Para Piyasası'nda saat 16.00–17.00 arası gecelik vadede uygulanan Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde 2,50, borç verme faiz oranı yüzde 12 olacak.
Açık piyasa işlemleri çerçevesinde piyasa yapıcısı bankalara repo işlemleri yoluyla gecelik ve bir haftalık vadelerde tanınan borçlanma imkanı faiz oranı da yüzde 8 uygulanmaya devam edilecek.
Son dönemde açıklanan verilerin Temmuz Enflasyon Raporu'nda ortaya konulan görünümle uyumlu bir seyir izlediği belirtilen açıklamada, dış talep göstergeleri kısmi bir yavaşlamaya işaret ederken iç talebin göreli olarak istikrarlı bir görünüm sergilediği kaydedildi.
Açıklamada, “imalat sanayinde kapasite kullanımının kriz öncesi seviyelere ulaşmasının zaman alacağı” tahmininin devam ettiği görüşü yinelendi ve istihdam koşullarındaki iyileşme devam etmekle beraber işsizlik oranlarının halen yüksek seviyelerde bulunduğuna dikkat çekildi.
Önceki açıklamalarda olduğu gibi, küresel ekonomiye ilişkin risklerin önemini koruduğuna işaret edilen Para Politikası Kurulu açıklamasında, şöyle denildi:
“Kurul, enflasyonun kısa vadede geçici bir artış gösterdikten sonra yılın son çeyreğinden itibaren tekrar düşüş eğilimine gireceği öngörüsünü yinelemiştir. Temel (çekirdek) enflasyon göstergelerinin ise orta vadeli hedeflerle uyumlu seyrini sürdüreceği tahmin edilmektedir. Bu gelişmeler doğrultusunda Kurul, politika faiz oranlarının bir süre daha mevcut düzeylerde tutulması ve uzun süre düşük düzeylerde seyretmesi gerektiği yönündeki görüşünü teyit etmiştir.”
Enflasyon görünümüne ilişkin açıklanacak her türlü yeni verinin ve haberin, Kurul'un geleceğe yönelik duruşunu değiştirmesine neden olabileceği vurgulanan açıklamada, Para Politikası Kurulu toplantısına ilişkin özetin, 8 iş günü içinde yayımlanacağı hatırlatıldı.
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ın başkanlığında toplanan Para Politikası Kurulu toplantısına, Erdem Başçı, Burhan Göklemez, Turalay Kenç, M. İbrahim Turhan, Abdullah Yavaş ve Mehmet Yörükoğlu katıldı.
(Kaynak: www.hurriyet.com.tr)
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, kısa vadeli faiz oranlarını değiştirmedi. Buna göre, gecelik faiz oranları, borçlanmada yüzde 6,50, borç vermede ise yüzde 9 olarak uygulanacak.
Merkez Bankası tarafından açıklanan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu kararında, Bankalararası Para Piyasası ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Repo–Ters Repo Pazarı'nda uygulanmakta olan gecelik faiz oranlarının, 9 aydır olduğu gibi, sabit tutulmasına karar verildiği kaydedildi.
Buna göre, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı yüzde 7 uygulanacak. Gecelik borçlanmalarda, Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde 6,50, borç verme faiz oranı yüzde 9 uygulanmaya devam edilecek.
Geç Likidite Penceresi uygulaması çerçevesinde, Bankalararası Para Piyasası'nda saat 16.00–17.00 arası gecelik vadede uygulanan Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde 2,50, borç verme faiz oranı yüzde 12 olacak.
Açık piyasa işlemleri çerçevesinde piyasa yapıcısı bankalara repo işlemleri yoluyla gecelik ve bir haftalık vadelerde tanınan borçlanma imkanı faiz oranı da yüzde 8 uygulanmaya devam edilecek.
Son dönemde açıklanan verilerin Temmuz Enflasyon Raporu'nda ortaya konulan görünümle uyumlu bir seyir izlediği belirtilen açıklamada, dış talep göstergeleri kısmi bir yavaşlamaya işaret ederken iç talebin göreli olarak istikrarlı bir görünüm sergilediği kaydedildi.
Açıklamada, “imalat sanayinde kapasite kullanımının kriz öncesi seviyelere ulaşmasının zaman alacağı” tahmininin devam ettiği görüşü yinelendi ve istihdam koşullarındaki iyileşme devam etmekle beraber işsizlik oranlarının halen yüksek seviyelerde bulunduğuna dikkat çekildi.
Önceki açıklamalarda olduğu gibi, küresel ekonomiye ilişkin risklerin önemini koruduğuna işaret edilen Para Politikası Kurulu açıklamasında, şöyle denildi:
“Kurul, enflasyonun kısa vadede geçici bir artış gösterdikten sonra yılın son çeyreğinden itibaren tekrar düşüş eğilimine gireceği öngörüsünü yinelemiştir. Temel (çekirdek) enflasyon göstergelerinin ise orta vadeli hedeflerle uyumlu seyrini sürdüreceği tahmin edilmektedir. Bu gelişmeler doğrultusunda Kurul, politika faiz oranlarının bir süre daha mevcut düzeylerde tutulması ve uzun süre düşük düzeylerde seyretmesi gerektiği yönündeki görüşünü teyit etmiştir.”
Enflasyon görünümüne ilişkin açıklanacak her türlü yeni verinin ve haberin, Kurul'un geleceğe yönelik duruşunu değiştirmesine neden olabileceği vurgulanan açıklamada, Para Politikası Kurulu toplantısına ilişkin özetin, 8 iş günü içinde yayımlanacağı hatırlatıldı.
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ın başkanlığında toplanan Para Politikası Kurulu toplantısına, Erdem Başçı, Burhan Göklemez, Turalay Kenç, M. İbrahim Turhan, Abdullah Yavaş ve Mehmet Yörükoğlu katıldı.
(Kaynak: www.hurriyet.com.tr)
Bankacılıkta Yabancı CEO Dönemi
Fortis ve ING Bank’ta başlayan bankacılıkta yabancı CEO dönemi HSBC Bank’la devam ediyor.
BARIŞ BEKAR / PARA DERGİSİ
Uzmanlara göre, Türkiye pazarını öğrenen yabancılar artık kendilerine daha yakın gördükleri CEO’larla çalışmayı tercih ediyor...
TÜRKİYE’DE bankalardan sonra banka yöneticileri de yabancılaşıyor. Bankalara yabancı yönetici getirme eğilimi Millenium Bank ve Taib Yatırım Bankası’yla başlamış, geçen yıl da ING Bank’la devam etmişti. Önceki hafta ise HSBC Bank Türkiye CEO’su (İcra Kurulu Başkanı) Piraye Antika’nın yerini yabancı bir CEO’ya bırakacağı kamuoyuna duyuruldu. Böylece HSBC Bank’la birlikte yabancı yöneticiye geçen banka sayısı 6’yı buldu.
Millenium Bank, Taib Yatırım Bankası, JP Morgan, Fortis ve ING Bank’tan sonra şimdi de HSBC Bank eylül ayı ile birlikte yabancı bir CEO tarafından yönetilecek. 20 yıldır Piraye Antika tarafından yönetilen HSBC Bank’ın bu açıklaması, bir anlamda sektörde yaşanan ve önümüzdeki günlerde de yaşanması olası değişikliklerin bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Daha önce Türkiye’de ofis ya da temsilcilik açan, tek şubeyle faaliyet gösteren yabancı bankaların genel müdürlük koltuğunda yabancı yöneticiler otururdu. Artık çok şubeli ve orta ölçekli mevduat bankalarının da yabancı yöneticiler getirmeye başladığı gözleniyor.
Türkiye’de az şubeli banka olarak hizmet veren Arap Türk Bankası, Bank Mellat ve WestLB gibi bankalarsa zaten hiç yerli genel müdür atamayanlardan...
NEDEN YABANCI CEO İSTENİYOR?
Peki yabancı yönetici ataması bankacılık sektöründe bir trend haline gelebilir mi? İnsan kaynakları şirketi HRM’nin kurucu ortağı Aylin Coşkunoğlu Nazlıaka, yabancı bankaların önce ülkenin dokusunu anlayıp sonra yabancı bir yönetici getirmeyi tercih ettiklerini düşünüyor. Nazlıaka, “Bu yüzden söz konusu trendin önümüzdeki yıllarda da süreceğini tahmin ediyorum” diyor. Ardından da bu yönelimin gerekçesini şöyle açıklıyor:
“Müşteriler Türkiye’nin yurtdışından nasıl göründüğünü çok merak ediyor. Bu konuda gerçekçi bakabilen bir yönetici çok önemli. Yine banka müşterileri, yabancı yöneticilerin makro düzeyde daha gerçekçi bilgi verdiğini düşünüyor. Ülke riskinin algılanmasında ve Türkiye’nin dışarıdan nasıl göründüğünün sorgulanmasında yabancı yöneticinin müşteri üzerinde olumlu bir etkisi oluyor. Ancak buna karşılık yabancıların, ülke gerçeklerine ve yerel kültüre uzak olmaları nedeniyle yanlış değerlendirme yapma riski de her zaman var. Ancak bu risk, yabancı CEO’ların alt ekipleri kuvvetliyse ve tepe yönetimin güvenini kazanmış olmaları halinde azalıyor.”
Uzmanlara göre, yerli yöneticilerse ülkenin şartlarını daha iyi tanıdıkları için müşterilerle daha sıcak iletişim kurabiliyor. Ekiplerini daha doğru oluşturup yönetebilen yerli CEO’ların ücret ve yan imkanlar paketi de yabancılara oranla daha ekonomik. İşte yerli CEO’ların bu avantajlarını göz önünde bulunduran bazı bankalar, yabancı CEO’lara itibar etmiyor.
Yönetici araştırma ve eleman seçimi konusunda danışmanlık hizmeti veren Alanyalı&Alanyalı’nın yönetici ortağı Mehtap Alanyalı da yerli yöneticilerin bu avantajlarına rağmen Türkiye bankacılık sektöründe bir “yabancılaşma” süreci yaşandığı kanısında. Alanyalı’ya göre, bu sürecin ilk aşamasını da banka yöneticilerinin değiştirilmesi oluşturuyor:
“Bu süreç, emekli olan ya da ayrılanların yerine genelde yabancı yönetici atanmasıyla başladı. Çokuluslu şirketler, tepe yöneticilerini ana merkezlerinden gönderir. Bildikleri, tanıdıkları, daha önce başka ülkelerde görev verdikleri yöneticileri görevlendirmeyi doğru buluyor ve böyle çalışıyorlar. Ayrılan yöneticinin yerine geçebilecek güçlü aday yoksa dışarıdan getiriyorlar.”
(Kaynak:finansgundem)
BARIŞ BEKAR / PARA DERGİSİ
Uzmanlara göre, Türkiye pazarını öğrenen yabancılar artık kendilerine daha yakın gördükleri CEO’larla çalışmayı tercih ediyor...
TÜRKİYE’DE bankalardan sonra banka yöneticileri de yabancılaşıyor. Bankalara yabancı yönetici getirme eğilimi Millenium Bank ve Taib Yatırım Bankası’yla başlamış, geçen yıl da ING Bank’la devam etmişti. Önceki hafta ise HSBC Bank Türkiye CEO’su (İcra Kurulu Başkanı) Piraye Antika’nın yerini yabancı bir CEO’ya bırakacağı kamuoyuna duyuruldu. Böylece HSBC Bank’la birlikte yabancı yöneticiye geçen banka sayısı 6’yı buldu.
Millenium Bank, Taib Yatırım Bankası, JP Morgan, Fortis ve ING Bank’tan sonra şimdi de HSBC Bank eylül ayı ile birlikte yabancı bir CEO tarafından yönetilecek. 20 yıldır Piraye Antika tarafından yönetilen HSBC Bank’ın bu açıklaması, bir anlamda sektörde yaşanan ve önümüzdeki günlerde de yaşanması olası değişikliklerin bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Daha önce Türkiye’de ofis ya da temsilcilik açan, tek şubeyle faaliyet gösteren yabancı bankaların genel müdürlük koltuğunda yabancı yöneticiler otururdu. Artık çok şubeli ve orta ölçekli mevduat bankalarının da yabancı yöneticiler getirmeye başladığı gözleniyor.
Türkiye’de az şubeli banka olarak hizmet veren Arap Türk Bankası, Bank Mellat ve WestLB gibi bankalarsa zaten hiç yerli genel müdür atamayanlardan...
NEDEN YABANCI CEO İSTENİYOR?
Peki yabancı yönetici ataması bankacılık sektöründe bir trend haline gelebilir mi? İnsan kaynakları şirketi HRM’nin kurucu ortağı Aylin Coşkunoğlu Nazlıaka, yabancı bankaların önce ülkenin dokusunu anlayıp sonra yabancı bir yönetici getirmeyi tercih ettiklerini düşünüyor. Nazlıaka, “Bu yüzden söz konusu trendin önümüzdeki yıllarda da süreceğini tahmin ediyorum” diyor. Ardından da bu yönelimin gerekçesini şöyle açıklıyor:
“Müşteriler Türkiye’nin yurtdışından nasıl göründüğünü çok merak ediyor. Bu konuda gerçekçi bakabilen bir yönetici çok önemli. Yine banka müşterileri, yabancı yöneticilerin makro düzeyde daha gerçekçi bilgi verdiğini düşünüyor. Ülke riskinin algılanmasında ve Türkiye’nin dışarıdan nasıl göründüğünün sorgulanmasında yabancı yöneticinin müşteri üzerinde olumlu bir etkisi oluyor. Ancak buna karşılık yabancıların, ülke gerçeklerine ve yerel kültüre uzak olmaları nedeniyle yanlış değerlendirme yapma riski de her zaman var. Ancak bu risk, yabancı CEO’ların alt ekipleri kuvvetliyse ve tepe yönetimin güvenini kazanmış olmaları halinde azalıyor.”
Uzmanlara göre, yerli yöneticilerse ülkenin şartlarını daha iyi tanıdıkları için müşterilerle daha sıcak iletişim kurabiliyor. Ekiplerini daha doğru oluşturup yönetebilen yerli CEO’ların ücret ve yan imkanlar paketi de yabancılara oranla daha ekonomik. İşte yerli CEO’ların bu avantajlarını göz önünde bulunduran bazı bankalar, yabancı CEO’lara itibar etmiyor.
Yönetici araştırma ve eleman seçimi konusunda danışmanlık hizmeti veren Alanyalı&Alanyalı’nın yönetici ortağı Mehtap Alanyalı da yerli yöneticilerin bu avantajlarına rağmen Türkiye bankacılık sektöründe bir “yabancılaşma” süreci yaşandığı kanısında. Alanyalı’ya göre, bu sürecin ilk aşamasını da banka yöneticilerinin değiştirilmesi oluşturuyor:
“Bu süreç, emekli olan ya da ayrılanların yerine genelde yabancı yönetici atanmasıyla başladı. Çokuluslu şirketler, tepe yöneticilerini ana merkezlerinden gönderir. Bildikleri, tanıdıkları, daha önce başka ülkelerde görev verdikleri yöneticileri görevlendirmeyi doğru buluyor ve böyle çalışıyorlar. Ayrılan yöneticinin yerine geçebilecek güçlü aday yoksa dışarıdan getiriyorlar.”
(Kaynak:finansgundem)
Bankaların Mevduat Cephesinde İl Bazında Durumu - "AKBANK"

AKBANK: Toplam 54 milyar 596 milyon 777 bin TL mevduata ulaşan Akbank'ta 6 aylık artış hızı yüzde 15.26'yı buldu. Bankanın İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Bursa'daki mevduatı toplam mevduatının yüzde 77'si. Banka en hızlı mevduat artışını ise yüzde 40.10 ile Kahramanmaraş'ta, yüzde 28.67 ile Karabük'te ve yüzde 23.80 ile Adıyaman'da gerçekleştirdi. Bankanın en hızlı mevduat kaybettiği il ise yüzde 23.5'lik düşüşle Kayseri oldu. Banka bu yıl girdiği Kilis'te de 1.5 milyon TL'lik mevduat topladı. Banka'da Kilis dışarıda bırakıldığında 9 il banka ortalamasının üzerinde mevduat artışını yakaladı. Banka için en çok nakdi kredi dağıttığı İstanbul, en çok mevduat topladığı 5'nci il.
(Kaynak: Dunya Gazetesi)
Aktif Büyüklükte İkinci 7 Mevduat Bankası'nın Personel Başına Düşen Ortalama Yıllık Personel Gideri
Aktif Büyüklükte İkinci 7 Mevduat Bankası'nın
Personel Başına Düşen Ortalama Yıllık Personel Gideri TL 2009

* Aktif büyüklüğüne göre sıralanmış 24 mevduat bankasının 8-14 arası olan bankaların kendi içinde sıralamasıdır.
1- Veriler TBB'den alınmıştır.
2- Personel giderlerine kıdem tazminatı dahildir.
3- Personel başına düşen toplam gider hesaplamasında, personel sayısı 2008 ve 2009 yıl sonu ortalaması alınmıştır.
Personel Başına Düşen Ortalama Yıllık Personel Gideri TL 2009
* Aktif büyüklüğüne göre sıralanmış 24 mevduat bankasının 8-14 arası olan bankaların kendi içinde sıralamasıdır.
1- Veriler TBB'den alınmıştır.
2- Personel giderlerine kıdem tazminatı dahildir.
3- Personel başına düşen toplam gider hesaplamasında, personel sayısı 2008 ve 2009 yıl sonu ortalaması alınmıştır.
18 Ağustos 2010 Çarşamba
Bankalarda 37.5 Milyon Lira Unuttuk !!!

Aralarında döviz hesaplarının da bulunduğu 164 bin mudiye ait toplam 37.5 milyon lira TMSF’ye aktarıldı
HÜSEYİN ÖZAY STAR ANKARA
Türkiye’deki bankalarda parası bulunan unutkan hesap sahipleri, 2010 yılında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nu (TMSF) zengin etti. Bu yıl unutulan hesaplarda rekor kırılarak, 37.5 milyon liraya ulaştı. 164 bin mudiye ait unutulan hesapların içinde, kamu kurumlarına ait hesapların da bulunması, TMSF yetkililerini bile şaşırttı. Bankalar Yasası’na göre, 10 yıl içinde hiçbir şekilde işlem yapılmayan hesaplar, Türkiye’de faaliyette bulunan bankalar tarafından teşhir ediliyor.
UNUTKANLIK REKORU KIRILDI
Teşhir edilme işleminin ardından, sahibi çıkmayan hesaplar ise yasa gereği TMSF’ye aktarılıyor. Bu hüküm doğrultusunda, 2010 yılı içinde, unutulduğu, sahibi çıkmadığı için bankalar tarafından TMSF’ye aktarılan hesapların tutarları da netleşti. TMSF’nin nisan-haziran faaliyet raporunda yer alan bilgiye göre 2010 yılının ikinci 3 aylık döneminde 37 milyon 546 bin liranın banka hesaplarında unutulduğu ve bunun zaman aşımı geliri olarak tahsil edildiği kaydedildi. 2010 yılı içinde unutulan ve sahibi çıkmayan hesaplarda adeta rekor kırıldı. Bugüne kadar, unutulan hesap tutarı açısından bu büyüklükte bir hesabın TMSF’ye aktarılmadığı belirtildi.
2.4 MİLYONU DOLAR HESABI
Unutulan hesaplardan yılda ortalama olarak 15-20 milyon liralık bir gelir sağlandığına dikkat çeken TMSF kaynakları, 2010 yılı içinde ortalamaların da üzerinde unutulan mevduat geliri sağlandığını kaydettiler. TMSF verilerine göre, unutulan hesaplardan 2009’da 19 milyon lira, 2008’de 16.5 milyon lira, 2007’de 28.6 milyon liralık gelir sağlandı. Bankalarda unutulduğu için 2010 yılı içinde TMSF’ye aktarılan 37.5 milyon liralık kaynağın, 26.1 milyon liralık kısmı TL, 2.4 milyon liralık kısmı dolar, 2.8 milyon liralık kısmını da Euro cinsi hesaplardan oluştu.
Şubatta ilan edildi 3 ay izin verildi
Bankalar nezdinde zamanaşımına uğrayan her türlü mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklara ilişkin listeler şubat ayının başından itibaren ilgili bankaların ve Fon’un internet sitesinde 3 ay müddetle ilan edilmişti. TMSF’nin Nisan-Haziran Faaliyet Raporu’nda, şu bilgilere yer verildi: “İlan edilen zamanaşımına uğramış mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan mayıs ayının onbeşinci gününe kadar hak sahibi veya mirasçıları tarafından aranmayanlar bankalar tarafından mayıs ayı sonuna kadar Fon’a devredilmiş olup, söz konusu tutarlar gelir olarak kaydedilmiştir. Bu kapsamda, Fon tarafından 2010 yılının ikinci üç aylık döneminde 37.546.946 TL tutarında zamanaşımı geliri tahsil edilmiştir.”
Aktif Büyüklüğünde İlk 7 Mevduat Bankası'nın Personel Başına Düşen Yıllık Ortalama Personel Gideri
Aktif Büyüklük Sıralamasında İlk 7 Mevduat Bankası'nın
Personel Başına Düşen Yıllık Ortalama Personel Gideri TL 2009

* Aktif büyüklüğüne göre sıralanmış 24 mevduat bankasının 1-7 arası olan bankaların kendi içinde sıralamasıdır.
1- Veriler TBB'den alınmıştır.
2- Personel giderlerine kıdem tazminatı dahildir.
3- Personel başına düşen toplam gider hesaplamasında, personel sayısı 2008 ve 2009 yıl sonu ortalaması alınmıştır.
Personel Başına Düşen Yıllık Ortalama Personel Gideri TL 2009
* Aktif büyüklüğüne göre sıralanmış 24 mevduat bankasının 1-7 arası olan bankaların kendi içinde sıralamasıdır.
1- Veriler TBB'den alınmıştır.
2- Personel giderlerine kıdem tazminatı dahildir.
3- Personel başına düşen toplam gider hesaplamasında, personel sayısı 2008 ve 2009 yıl sonu ortalaması alınmıştır.
Etiketler:
aktif büyüklük,
banka,
mevduat,
Personel,
yıllık gider
Tüketicilere ve İşletmelere Bankalardan Bayram Paketi
Bankalar geleneksel bayram paketlerini şimdiden hazırladı. Üstelik sadece bireyler için değil, şirketler için de kredi paketleri geldi.
Jülide YİĞİTTÜRK GÜRDAMAR
İSTANBUL - Bankalar yaklaşan bayram öncesinde bireysel müşterilerinin nakit ihtiyacını karşılamak için kredi paketlerini hazırladılar. Diğer bayram paketlerinden farklı olarak bankalar bu defa işletmeleri de unutmadı. Bayram paketlerinde bu defa da alternatif çok. Bankalar bayram kredi paketlerinde sadece miktar değil vade, faiz ve dosya masrafları için de seçenek yarattı.
Bazı bankalar borç transferi bazı bankalar ise öteleme sunarken bireysel ihtiyaç kredilerinin yanı sıra bazı bankalar kredi kartından harcama yapacaklara daha fazla puan verecek. Uygun kredinin yanısıra, ödemelerde de kolaylık sağlayan bankalar, market alışverişlerinde ek puanlar vererek müşterilerinin beklentilerini karşılamaya çalışıyor.
Bayram dönemleride tüketicinin kredi talebinin diğer dönemlerden daha fazla olduğunu söyleyen bankacılar, ayrıca şeker bayramının okulların açılmasına denk gelmesinin de talebi artırdığını kaydettiler.
Bankacılar,bu defa da kredi talebinde hızlı bir artış görülmesini beklerken hazırlananzpaketlerde taksitlerin kolay ödenebilir olmasına dikkat ettiklerini ifade ediyor.
Jülide YİĞİTTÜRK GÜRDAMAR
İSTANBUL - Bankalar yaklaşan bayram öncesinde bireysel müşterilerinin nakit ihtiyacını karşılamak için kredi paketlerini hazırladılar. Diğer bayram paketlerinden farklı olarak bankalar bu defa işletmeleri de unutmadı. Bayram paketlerinde bu defa da alternatif çok. Bankalar bayram kredi paketlerinde sadece miktar değil vade, faiz ve dosya masrafları için de seçenek yarattı.
Bazı bankalar borç transferi bazı bankalar ise öteleme sunarken bireysel ihtiyaç kredilerinin yanı sıra bazı bankalar kredi kartından harcama yapacaklara daha fazla puan verecek. Uygun kredinin yanısıra, ödemelerde de kolaylık sağlayan bankalar, market alışverişlerinde ek puanlar vererek müşterilerinin beklentilerini karşılamaya çalışıyor.
Bayram dönemleride tüketicinin kredi talebinin diğer dönemlerden daha fazla olduğunu söyleyen bankacılar, ayrıca şeker bayramının okulların açılmasına denk gelmesinin de talebi artırdığını kaydettiler.
Bankacılar,bu defa da kredi talebinde hızlı bir artış görülmesini beklerken hazırlananzpaketlerde taksitlerin kolay ödenebilir olmasına dikkat ettiklerini ifade ediyor.
Etiketler:
banka,
bireysel,
işletme kredisi,
kredi kartı,
ticari
İş Bankası Kredide Liderliğini Korudu
Analistler, beklentilerin üzerinde kar açıklayan İş Bankası ile ilgili şu yorumu yaptı
• İşbankası, 2010’da karlılığını bir önceki yılın aynı dönemine göre %31,5 oranında artırarak 1.802 milyon TL seviyesine yükseltti. Söz konusu dönem için Şeker Yatırım olarak kar beklentimiz 1.702 milyon TL (Piyasa: 1.795 milyon TL) olması yönündeydi. Bu bağlamda, banka, tahminimizin üzerinde bir kar rakamı açıklamış bulunmaktadır (yaklaşık olarak 6%).
• Gelir tablosunu çeyreklik bazda incelediğimizde, 887 milyon TL olarak açıklanan banka çeyrek net karı bir önceki çeyreğe göre %2,5 oranında daralmış olsa da geçen yılın aynı dönemi baz alındığında karlılıkta büyüme %16 seviyesindedir.
• 2010’da diğer özel bankalarda olduğu gibi İş Bankası’nda da, marjlarda yaşanan daralmaların etkisi hissedilmeye başlanmıştır.
ŞEKER YATIRIM
• İşbankası, 2010’da karlılığını bir önceki yılın aynı dönemine göre %31,5 oranında artırarak 1.802 milyon TL seviyesine yükseltti. Söz konusu dönem için Şeker Yatırım olarak kar beklentimiz 1.702 milyon TL (Piyasa: 1.795 milyon TL) olması yönündeydi. Bu bağlamda, banka, tahminimizin üzerinde bir kar rakamı açıklamış bulunmaktadır (yaklaşık olarak 6%).
• Gelir tablosunu çeyreklik bazda incelediğimizde, 887 milyon TL olarak açıklanan banka çeyrek net karı bir önceki çeyreğe göre %2,5 oranında daralmış olsa da geçen yılın aynı dönemi baz alındığında karlılıkta büyüme %16 seviyesindedir.
• 2010’da diğer özel bankalarda olduğu gibi İş Bankası’nda da, marjlarda yaşanan daralmaların etkisi hissedilmeye başlanmıştır.
ŞEKER YATIRIM
17 Ağustos 2010 Salı
Türk Bankaları Yabancıları Solladı
Küresel krizi hasarsız atlatan bankacılık sektörü yeniden iç piyasaya kredi musluklarını açtı.
Barış ERGİN/SABAH
Şirketler dışardan borçlanmak yerine Türkiye'deki bankalardan finansman sağlıyor. Son 6 ayda 8.7 milyar dolarlık dış borcunu kapatan reel sektör, yurtiçindeki bankalardan 26.8 milyar lira kredi kullandı. Türkiye finans sektörü dünyadaki krizden en az etkilenen ülkeler arasında yer aldı. Yurtdışı ile karşılaştırılınca bankaların oldukça güçlü durumda oldukları bilançolarından da anlaşılıyor. Tüm bu gelişmelerde bankaların reel sektör ile olan yakın temasının da payı büyük. Yakınlaşmanın boyutunu Merkez Bankası'nın açıkladığı özel sektörün yurtdışından sağladığı uzun vadeli borçların tutarı da gösteriyor. Buna göre özel sektörün yurtdışından sağladığı uzun vadeli kredi tutarı, yılbaşından Haziran sonuna kadar 11 milyar 917 milyon dolar azaldı. Geçen yıl sonunda 127 milyar 519 milyon dolar olan özel sektörün yurtdışından sağladığı uzun vadeli kredi tutarı, bu yıl Haziran itibariyle 115 milyar 602 milyon dolara geriledi. Özel sektörün yurtdışı borçlarındaki azalmanın büyük bölümü, reel sektörün yurtdışından sağladığı kredilerdeki düşüşten kaynaklandı. Verilere göre, reel sektörün dış borç toplamı haziran sonu itibariyle 92 milyar dolardan 83.3 milyar dolara indi.
İBRE TÜRKİYE'YE DÖNDÜ
Özel sektörün Türkiye'deki borçlanma rakamlarına bakınca ibrenin Türkiye'ye döndüğü gözleniyor. 2010 yılının ilk yarısında kredi hacminde yaşanan toplam 62.2 milyar TL'lik artışın 26.8 milyar TL'si yani yüzde 43'lük bölümü kurumsal veya ticari kredilerden geldi. Toparlanma ve faizdeki düşüşün etkili olduğu ilk yarıdaki bu artışta banka grupları bazında oransal olarak en yüksek kredi artışı yüzde 17.4 ile özel bankalar ve yüzde 16.9 ile kamu bankalarında gerçekleşti. 2009 yıl sonu ile karşılaştırıldığında toplam kredilerde yüzde 15.8'e ulaşan bir artış gerçekleşirken, yabancı para cinsinden kredilerde ise dolar bazında yüzde 9.9 yani 6.9 milyar USD artış yaşandı. Öte yandan Haziran 2010 itibariyle bankacılık sektörü toplam kredilerinin yüzde 45,3'ü kurumsal ve ticari kredilerden, yüzde 32.5'i bireysel kredilerden, yüzde 22.1'i ise KOBİ kredilerinden oluştu. 2009 yılsonu ile karşılaştırıldığında KOBİ kredilerinin toplam krediler içindeki payında artış kurumsal ve ticari krediler ile bireysel kredilerin paylarında ise azalış var.
Dış borç artık iç borç haline geldi
Bankalar Birliği Genel Sekreteri Ekrem Keskin, Türk bankalarına yönelişin bir çok etkeninin olduğunu söyledi. Keskin bankacılıkta yapılan düzenlemelerle artık yurtdışı bankalarından alınan kredinin Türkiye'den alınabildiğini de belirterek, faizlerdeki düşüş ve bankalar arasında artan rekabet dışında etkenleri şöyle sıraladı; "Eskiden boşu boşuna dış borç yazıyorduk. Artık dış borçlar iç borç haline geldi" dedi.
Barış ERGİN/SABAH
Şirketler dışardan borçlanmak yerine Türkiye'deki bankalardan finansman sağlıyor. Son 6 ayda 8.7 milyar dolarlık dış borcunu kapatan reel sektör, yurtiçindeki bankalardan 26.8 milyar lira kredi kullandı. Türkiye finans sektörü dünyadaki krizden en az etkilenen ülkeler arasında yer aldı. Yurtdışı ile karşılaştırılınca bankaların oldukça güçlü durumda oldukları bilançolarından da anlaşılıyor. Tüm bu gelişmelerde bankaların reel sektör ile olan yakın temasının da payı büyük. Yakınlaşmanın boyutunu Merkez Bankası'nın açıkladığı özel sektörün yurtdışından sağladığı uzun vadeli borçların tutarı da gösteriyor. Buna göre özel sektörün yurtdışından sağladığı uzun vadeli kredi tutarı, yılbaşından Haziran sonuna kadar 11 milyar 917 milyon dolar azaldı. Geçen yıl sonunda 127 milyar 519 milyon dolar olan özel sektörün yurtdışından sağladığı uzun vadeli kredi tutarı, bu yıl Haziran itibariyle 115 milyar 602 milyon dolara geriledi. Özel sektörün yurtdışı borçlarındaki azalmanın büyük bölümü, reel sektörün yurtdışından sağladığı kredilerdeki düşüşten kaynaklandı. Verilere göre, reel sektörün dış borç toplamı haziran sonu itibariyle 92 milyar dolardan 83.3 milyar dolara indi.
İBRE TÜRKİYE'YE DÖNDÜ
Özel sektörün Türkiye'deki borçlanma rakamlarına bakınca ibrenin Türkiye'ye döndüğü gözleniyor. 2010 yılının ilk yarısında kredi hacminde yaşanan toplam 62.2 milyar TL'lik artışın 26.8 milyar TL'si yani yüzde 43'lük bölümü kurumsal veya ticari kredilerden geldi. Toparlanma ve faizdeki düşüşün etkili olduğu ilk yarıdaki bu artışta banka grupları bazında oransal olarak en yüksek kredi artışı yüzde 17.4 ile özel bankalar ve yüzde 16.9 ile kamu bankalarında gerçekleşti. 2009 yıl sonu ile karşılaştırıldığında toplam kredilerde yüzde 15.8'e ulaşan bir artış gerçekleşirken, yabancı para cinsinden kredilerde ise dolar bazında yüzde 9.9 yani 6.9 milyar USD artış yaşandı. Öte yandan Haziran 2010 itibariyle bankacılık sektörü toplam kredilerinin yüzde 45,3'ü kurumsal ve ticari kredilerden, yüzde 32.5'i bireysel kredilerden, yüzde 22.1'i ise KOBİ kredilerinden oluştu. 2009 yılsonu ile karşılaştırıldığında KOBİ kredilerinin toplam krediler içindeki payında artış kurumsal ve ticari krediler ile bireysel kredilerin paylarında ise azalış var.
Dış borç artık iç borç haline geldi
Bankalar Birliği Genel Sekreteri Ekrem Keskin, Türk bankalarına yönelişin bir çok etkeninin olduğunu söyledi. Keskin bankacılıkta yapılan düzenlemelerle artık yurtdışı bankalarından alınan kredinin Türkiye'den alınabildiğini de belirterek, faizlerdeki düşüş ve bankalar arasında artan rekabet dışında etkenleri şöyle sıraladı; "Eskiden boşu boşuna dış borç yazıyorduk. Artık dış borçlar iç borç haline geldi" dedi.
Citibank Satış Danışmanı Arıyor...
İlan Tarihi: 17.08.2010
Şehir/Ülke: Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bursa, Denizli, İzmir, Kayseri, Konya, Kocaeli, Samsun, İstanbul (Asya), İstanbul (Avr.)
Genel Nitelikler:
- Sabit maaş ve performansa dayalı prim sistemi ile çalışmayı tercih eden,
- Min. yüksekokul veya 4 yıllık üniversite mezunu,
- Insan ilişkilerinde başarılı, temsil yeteneğine sahip,
- Kariyerini satış alanında ilerletmeyi hedefleyen ve eğitimi ilerlemenin bir parçası olarak gören,
- Müşteri odaklı ve müşteri memnuniyetine önem veren,
- Ofis dışında yoğun bir tempoda çalışabilecek,
Satış Danışmanları arıyoruz.
Başvuru İçin: http://www.kariyer.net/ adresini ziyaret ediniz.
Akbank'a Seküritizasyon Kredisi

Akbank, gelecekteki nakit akımlarına dayalı ilk sekuritizasyon kredisini temin ettiğini duyurdu
Akbank, yurtdışı ihracat alacakları, çek alacakları ve dövizli havalelere dayalı seküritizasyon programı kapsamında, 300 milyon ABD doları tutarındaki bölümü taze kaynak, 560 milyon ABD doları bölümündeki bölümü mevcut kredilerin yeniden finansmanı olmak üzere toplamda 860 milyon ABD doları tutarında bir işlem gerçekleştirdiğini açıkladı. Yapılan açıklamaya göre söz konusu işlem ile Akbank, 2009 yılından bugüne Avrupa, Orta Doğu ve Afrika bölgelerinden yapılan gelecekteki nakit akımlarına dayalı ilk sekuritizasyon kredisini temin etti. Ortalama vadesi 5.8 yıl olan 300 milyon ABD doları tutarındaki yeni kredi, Standard Chartered, WestLB, Wells Fargo, Avrupa Yatırım Bankası ve International Finance Corporation’dan temin edildi.
Akbank Uluslararası Bankacılık'tan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hülya Kefeli, "22 Temmuz'da gerçekleştirdiğimiz 5 yıl vadeli 1 milyar ABD doları tutarındaki tahvil ihracımızın hemen ardından yine bir ilki gerçekleştirerek 300 milyon ABD tutarında ve piyasa koşullarına göre oldukça uygun maliyetler ile yeni uzun vadeli kaynak temin ettik. Ayrıca, mevcut seküritizasyon kredilerimizin bir bölümünü yeniden finanse etmek suretiyle maliyetlerde iyileştirme sağladık. Yönetimimiz, itibarımız ve tecrübemiz ile alternatif enstrümanlar kullanarak yurtdışı borçlanmada fark yaratmaya devam ediyoruz. Türk bankacılık sektöründe mevduatların ortalama vadesinin 45 gün olduğu dikkate alındığında, etkin risk yönetimi çerçevesinde daha sağlıklı bir bilanço yapısı için pasiflerin vadesinin uzatılması önem arz etmektedir. Bu bağlamda, Akbank olarak sektörümüzün istifade edebileceği uzun vadeli borçlanma araçlarına işlerlik kazandırma yönündeki adımlarımızdan mutluluk duyuyoruz” dedi.
Kefeli, piyasaların kapalı olması nedeniyle uzun süredir bölgeden bu yolla bir kredi temin edilmediğini ve Akbank’ın gerçekleştirdiği işlemin ardından, bundan sonraki dönemde yeni işlemlerin takip etmesini beklediklerini ifade etti. Kefeli ayrıca, IFC’nin Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’da yapılan bu tür bir işleme ilk defa katıldığını, EIB’nin ise Akbank’a ikinci kez seküritizasyon kredisi kullandırdığını belirterek, uluslararası kuruluşların Akbank’a duydukları güvenin ve tahsis edilen iyi ilişkilerin altını çizdi ve verdikleri destek için International Finance Corporation, Avrupa Yatırım Bankası, Standard Chartered Bank, WestLB ve Wells Fargo’ya teşekkür etti.
EIB Başkan Yardımcısı Matthias Kollatz- Ahnen söz konusu krediye ilişkin yaptığı açıklamada, “Avrupa Yatırım Bankası (EIB) bu krediyi Türkiye`deki KOBİ’lerin finansmanı için sağlamaktadır. KOBİ’ler Türk ekonomisinin en önemli segmentlerinden biri olup, büyümenin ve istihdam artışının itici gücüdür. Avrupa Yatırım Bankası, 2009 yılından beri bölgeden ilk defa sağlanan seküritizasyon kredisine katılım sağlayarak, Akbank gibi güçlü iş ortakları için hem önemli bir borçlanma imkanı sağlamakta hem de borçlanma alternatiflerini çeşitlendirilmesine katkıda bulunan söz konusu piyasanın açılmasına imkan sağlamaktadır.” dedi.
IFC Orta Doğu ve Güney Avrupa Direktörü Dimitris Tsitsiragos, 2009 yılından bu yana bölgede gerçekleşen gelecekteki nakit akımlarına dayalı ilk sekuritizasyon kredisinde destek olmaktan memnuniyet duyduklarını söyledi. Tsitsiragos: " Bu seküritizasyon kredisinin yapısı aynı zamanda IFC gibi kurumların, diğer özel sektör kuruluşlarından ilave kaynak mobilize edilmesi konusunda önemli bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Bu anlaşmanın Türk bankacılık sektöründe benzer anlaşmalar için örnek teşkil edeceğini umuyoruz."
Söz konusu işlem ile Akbank’ın yurtdışı ihracat alacakları, çek alacakları ve dövizli havalelere dayalı seküritizasyon programı kapsamında 1999 yılından bugüne kadar 28 ayrı kısımda sağladığı uzun vadeli kaynak tutarı 4.7 milyar ABD Dolarına ulaşmış oldu.
KOBİ Kredileri 100 Milyarı Aştı
Ekonomide yaşanan canlanmayla birlikte KOBİ’lerin kullandığı krediler Haziran itibariyle 100 milyar TL’yi aştı
Türkiye ekonomisinde son iki çeyrektir üst üste yaşanan büyüme, KOBİ kredilerine de yansıdı. Haziran ayı itibariyle son 6 aylık dönemde KOBİ’lere kullandırılan kredi miktarı 17 milyar 364 milyon TL artışla 100 milyar TL’yi aştı. Kredi kullanan KOBİ sayısı 2 bin 523 artışla 1 milyon 231 bin 169’a ulaştı. 2009 yılı sonuna göre Haziran’da takibe düşen KOBİ kredilerinde ise gerileme yaşandı. Takibe düşen krediler 6 aylık dönemde yüzde 9.1 gerilerken, kredisi takibe düşen KOBİ sayısındaki artış yüzde 1.7’yle sınırlı kaldı. Bu dönemde kredisi takibe düşen KOBİ sayısı 207 bini aştı.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) açıkladığı Haziran ayı İnteraktif Bülteni’ne göre KOBİ’lere kullandırılan toplam nakdi kredi miktarı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 26.7 artışla 100 milyar 635.3 milyon TL oldu. Geçen yıl Haziran sonu itibariyle KOBİ’lere kullandırılan kredi tutarı 79 milyar 423.4 milyon TL düzeyindeydi. Haziran itibariyle kredi kullanan KOBİ niteliğindeki müşteri sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0.9 artarak 1 milyon 231 bin 169’a yükseldi. Haziran itibariyle son bir yıllık dönemde KOBİ’lerin kullandıkları kredi tutarı 21 milyar 212 milyon TL, kredilerden yararlanan KOBİ sayısı ise 10 bin 473 artış yaşandı. Son iki çeyrektir üst üste büyüyen Türkiye ekonomisinde yaşanan toparlanma, 2010 yılının ilk 6 ayında KOBİ kredilerinde de hissedildi. Haziran itibariyle 2009 yılı sonuna göre KOBİ’lere kullandırılan kredilerde 17 milyar 364 milyon TL’lik artış yaşandı. Kredilerden yararlanan KOBİ sayısındaki artış ise 2 bin 523 oldu. Böylece Haziran’da KOBİ kredileri 2009 yılı sonuna göre yüzde 20.9, kredi kullanan KOBİ sayısı yüzde 0.2 artış gösterdi.
BATIK KREDİ SAHİBİ KOBİ SAYISI 207 BİNE ULAŞTI
Batık kredileri nedeniyle bankaların kıskacına düşen KOBİ’lerin sayısı Haziran itibariyle geçen yılın aynı ayına göre yüzde 40.1 artışla 207 bin 14’e ulaştı. KOBİ’lerin takibe düşen nakdi kredi oranı yüzde 12.2 artışla 6 milyar 264.7 milyon TL düzeyinde gerçekleşti. Böylece son bir yılda 59 bin 233 KOBİ daha batık kredileri nedeniyle bankaların takibine alınmış oldu. Ancak ekonomide son dönemde yaşanan toparlanmanın yansımalarını ortaya koymak için 2009 yılı sonu verileriyle kıyaslama yapıldığında, batık kredileri nedeniyle bankaların takibine düşen KOBİ’lerin sayısı yüzde 1.7 artış gösterdi. 2009 yılı sonunda kredisi takibe düşen KOBİ sayısı 203 bin 553’tü. KOBİ’lerin takibe düşen nakdi kredi oranı söz konusu 6 aylık dönemde yüzde 9.1 geriledi. Batık kredileri nedeniyle yılın ilk yarısında 3 bin 461 KOBİ daha bankaların takibine düşmüş oldu. Bu şirketler içinde en büyük ağırlığı “krediye ulaşma imkanı en az olan” 171 bin 619 mikro işletme oluşturdu. Kredisi takibe düşen küçük ölçekli işletme sayısının 29 bin 425 olarak gerçekleştiği Haziran’da kredisi takibe düşen orta büyüklükteki işletmelerin sayısı ise 5 bin 970 oldu. Haziran itibariyle mikro işletmelerde takibe düşen kredi tutarı geçen yıl sonuna göre yüzde 10, küçük işletmelerde yüzde 10.6, orta büyüklükteki işletmelerde yüzde 5.6 azalış gösterdi.
MİKRO İŞLETME KREDİLERİ YÜZDE 13.2 ARTTI
Haziran ayı itibariyle mikro işletmelere kullandırılan krediler 2009 yılının sonuna göre yüzde 13.2 oranında artarak 33 milyar TL’yi aştı. Anılan dönemde kredi kullanan mikro işletme sayısı yüzde 1.1 azalışla 988 bin 569 oldu.
KREDİ KULLANAN ORTA BÜYÜKLÜKTEKİ İŞLETME SAYISI YÜZDE 9.3 ARTTI
İşletmeler büyüdükçe, KOBİ’lerin bankacılık sektöründen aldığı kredilerde de artış dikkat çekti. Haziran ayı itibariyle kredi kullanan küçük işletme sayısı 2009 yılı sonuna göre yüzde 4.5 artışla 168 bin 968’e, kullanılan kredi tutarı yüzde 24.8 artışla 27 milyar 555.1 milyon TL’ye ulaştı. Anılan dönemde kredi kullanan orta büyüklükteki işletme sayısı yüzde 9.3 artışla 73 bin 632, kullandırılan kredi miktarı ise yüzde 25.1 artışla 40 milyar 36.7 milyon TL oldu.
Türkiye ekonomisinde son iki çeyrektir üst üste yaşanan büyüme, KOBİ kredilerine de yansıdı. Haziran ayı itibariyle son 6 aylık dönemde KOBİ’lere kullandırılan kredi miktarı 17 milyar 364 milyon TL artışla 100 milyar TL’yi aştı. Kredi kullanan KOBİ sayısı 2 bin 523 artışla 1 milyon 231 bin 169’a ulaştı. 2009 yılı sonuna göre Haziran’da takibe düşen KOBİ kredilerinde ise gerileme yaşandı. Takibe düşen krediler 6 aylık dönemde yüzde 9.1 gerilerken, kredisi takibe düşen KOBİ sayısındaki artış yüzde 1.7’yle sınırlı kaldı. Bu dönemde kredisi takibe düşen KOBİ sayısı 207 bini aştı.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) açıkladığı Haziran ayı İnteraktif Bülteni’ne göre KOBİ’lere kullandırılan toplam nakdi kredi miktarı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 26.7 artışla 100 milyar 635.3 milyon TL oldu. Geçen yıl Haziran sonu itibariyle KOBİ’lere kullandırılan kredi tutarı 79 milyar 423.4 milyon TL düzeyindeydi. Haziran itibariyle kredi kullanan KOBİ niteliğindeki müşteri sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0.9 artarak 1 milyon 231 bin 169’a yükseldi. Haziran itibariyle son bir yıllık dönemde KOBİ’lerin kullandıkları kredi tutarı 21 milyar 212 milyon TL, kredilerden yararlanan KOBİ sayısı ise 10 bin 473 artış yaşandı. Son iki çeyrektir üst üste büyüyen Türkiye ekonomisinde yaşanan toparlanma, 2010 yılının ilk 6 ayında KOBİ kredilerinde de hissedildi. Haziran itibariyle 2009 yılı sonuna göre KOBİ’lere kullandırılan kredilerde 17 milyar 364 milyon TL’lik artış yaşandı. Kredilerden yararlanan KOBİ sayısındaki artış ise 2 bin 523 oldu. Böylece Haziran’da KOBİ kredileri 2009 yılı sonuna göre yüzde 20.9, kredi kullanan KOBİ sayısı yüzde 0.2 artış gösterdi.
BATIK KREDİ SAHİBİ KOBİ SAYISI 207 BİNE ULAŞTI
Batık kredileri nedeniyle bankaların kıskacına düşen KOBİ’lerin sayısı Haziran itibariyle geçen yılın aynı ayına göre yüzde 40.1 artışla 207 bin 14’e ulaştı. KOBİ’lerin takibe düşen nakdi kredi oranı yüzde 12.2 artışla 6 milyar 264.7 milyon TL düzeyinde gerçekleşti. Böylece son bir yılda 59 bin 233 KOBİ daha batık kredileri nedeniyle bankaların takibine alınmış oldu. Ancak ekonomide son dönemde yaşanan toparlanmanın yansımalarını ortaya koymak için 2009 yılı sonu verileriyle kıyaslama yapıldığında, batık kredileri nedeniyle bankaların takibine düşen KOBİ’lerin sayısı yüzde 1.7 artış gösterdi. 2009 yılı sonunda kredisi takibe düşen KOBİ sayısı 203 bin 553’tü. KOBİ’lerin takibe düşen nakdi kredi oranı söz konusu 6 aylık dönemde yüzde 9.1 geriledi. Batık kredileri nedeniyle yılın ilk yarısında 3 bin 461 KOBİ daha bankaların takibine düşmüş oldu. Bu şirketler içinde en büyük ağırlığı “krediye ulaşma imkanı en az olan” 171 bin 619 mikro işletme oluşturdu. Kredisi takibe düşen küçük ölçekli işletme sayısının 29 bin 425 olarak gerçekleştiği Haziran’da kredisi takibe düşen orta büyüklükteki işletmelerin sayısı ise 5 bin 970 oldu. Haziran itibariyle mikro işletmelerde takibe düşen kredi tutarı geçen yıl sonuna göre yüzde 10, küçük işletmelerde yüzde 10.6, orta büyüklükteki işletmelerde yüzde 5.6 azalış gösterdi.
MİKRO İŞLETME KREDİLERİ YÜZDE 13.2 ARTTI
Haziran ayı itibariyle mikro işletmelere kullandırılan krediler 2009 yılının sonuna göre yüzde 13.2 oranında artarak 33 milyar TL’yi aştı. Anılan dönemde kredi kullanan mikro işletme sayısı yüzde 1.1 azalışla 988 bin 569 oldu.
KREDİ KULLANAN ORTA BÜYÜKLÜKTEKİ İŞLETME SAYISI YÜZDE 9.3 ARTTI
İşletmeler büyüdükçe, KOBİ’lerin bankacılık sektöründen aldığı kredilerde de artış dikkat çekti. Haziran ayı itibariyle kredi kullanan küçük işletme sayısı 2009 yılı sonuna göre yüzde 4.5 artışla 168 bin 968’e, kullanılan kredi tutarı yüzde 24.8 artışla 27 milyar 555.1 milyon TL’ye ulaştı. Anılan dönemde kredi kullanan orta büyüklükteki işletme sayısı yüzde 9.3 artışla 73 bin 632, kullandırılan kredi miktarı ise yüzde 25.1 artışla 40 milyar 36.7 milyon TL oldu.
Etiketler:
bddk,
işletme kredisi,
kobi,
kredi,
nakdi kredi
Tüm Yabancı Bankalar'ın Personel Giderleri
Tüm Yabancı Bankalar'ın Personel Başına Üşen
Yıllık Ortalama Personel Gideri TL 2009

1- Veriler TBB'den alınmıştır.
2- Personel giderlerine kıdem tazminatı dahildir.
3- Personel başına düşen toplam gider hesaplamasında, personel sayısı 2008 ve 2009 yıl sonu ortalaması alınmıştır.
Yıllık Ortalama Personel Gideri TL 2009
1- Veriler TBB'den alınmıştır.
2- Personel giderlerine kıdem tazminatı dahildir.
3- Personel başına düşen toplam gider hesaplamasında, personel sayısı 2008 ve 2009 yıl sonu ortalaması alınmıştır.
Etiketler:
mevduat,
Personel,
yabancı bankalar,
yıllık,
yıllık gider
16 Ağustos 2010 Pazartesi
SPK Kredi Derecelendirme Uzmanlığı Tüm Konular

Finansal piyasalardaki gelişmeler, enflasyonun düşmesiyle birlikte bankacılık sektörünün kredilere yönelmesi ve BASEL II düzenlemeleri kredi derecelendirme (rating) kavramının ön plana çıkmasına neden olmuştur.
Borçlanan kişi, şirket veya ülkenin anapara ve faiz ödemelerinden kaynaklanan yükümlülüklerini zamanında ve tam olarak yerine getirme güçlerinin bağımsız bir değerlendirmesi olan derecelendirme, bilgi akışının sağlanmasında üstlendiği rol açısından önem taşımaktadır.
Bu doğrultuda Sermaye Piyasası Kurulu da derecelendirme şirketlerinin kuruluşu ve çalışması konusunda son dönemde düzenlemeler yapmış bulunmaktadır. Bu düzenlemelerde, derecelendirme şirketlerinin ortakları ve çalışanları için “Kredi Derecelendirme Uzmanlığı” sınavlarında başarılı olarak lisans alma zorunluluğu getirilmiştir.
Kredi Derecelendirme Uzmanlığı sınavına başvurulanlara kaynak kitap olmak üzere hazırlanan bu kitap sınavda yer alan 4 konuyu da kapsamaktadır. Her bir bölümü de konu anlatımının yanısıra 1’er çözümlü, 5’er de cevaplı olmak üzere toplam 6’şar test yer almaktadır. Çalışmanın çözümlü ve cevaplı testleri sınavlara hazırlanan adaylara yön göstermek amacıyla oluşturulmuştur.
http://www.akademiegitim.com.tr/kitap_galerisi.php?kitapid=52
Etiketler:
kredi derecelendirme,
lisanslama sınavları,
SPK. temel düzey
15 Ağustos 2010 Pazar
Yabancı Mevduat Bankaları Personel Giderleri
Tüm Yabancı Mevduat Bankaları'nın Personel Başına Düşen
Yıllık Ortalama Personel Gideri TL 2009

1- Veriler TBB'den alınmıştır.
2- Personel giderlerine kıdem tazminatı dahildir.
3- Personel başına düşen toplam gider hesaplamasında, personel sayısı 2008 ve 2009 yıl sonu ortalaması alınmıştır.
Yıllık Ortalama Personel Gideri TL 2009
1- Veriler TBB'den alınmıştır.
2- Personel giderlerine kıdem tazminatı dahildir.
3- Personel başına düşen toplam gider hesaplamasında, personel sayısı 2008 ve 2009 yıl sonu ortalaması alınmıştır.
Etiketler:
mevduat,
Personel,
yabancı bankalar,
yıllık gider
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)