25 Kasım 2010 Perşembe

Kart borcuna af gelecek mi?

Hükümetin vergi ve prim borcunu yapılandıran yasa taslağına kart borcunun girmesi için son söz bankalarda

Finans kurumları milyonlarca kişiyi ilgilendiren öneriye onay verirse bu borçlar da taslağa dahil edilecek

Vergi ve prim alacaklarına ödeme kolaylığı getirilmesine ilişkin yasa tasarısına, bankalardan onay gelirse kredi kartları borçları da eklenecek. Ekonomi yönetimi bu konuda, topu bankalara attı. Bankalar “Biz de pakette yer almak istiyoruz” derlerse, geçtiğimiz yıl çıkarılan kredi kartları borçlarına yapılandırma getiren düzenlemenin süresi uzatılacak. Kredi kartları borçlarının yapılandırılmasının da pakete eklenmesi konusunda bankalarla görüşmeler devam ediyor.

TÜKETİCİDEN YOĞUN TALEP VAR

Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı borç yapılandırmasına ilişkin çalışmalar son aşamaya gelirken, tüketicilerden ve sivil toplum örgütlerinden tasarıya kredi kartı borçlarının da eklenmesi konusunda talepler geldi. Birçok tüketici Maliye, Hazine ve BDDK’ya kredi kartı borçlarının da tasarıya eklenmesi konusunda başvuruda bulundu.

Ekonomi yönetimi ise, gelen talepleri bankalara ileterek, onay verilirse kredi kartları borçların da tasarıya eklenebileceğini bildirdi. Halen bankalardan bir cevap gelmedi. Ancak, bankaların onay vermesi halinde kredi kartı borçlarına ilişkin düzenlemenin, tasarının Meclis görüşmeleri sırasında da eklenebileceği bildirildi.

AYNI ŞARTLAR GEÇERLİ OLACAK

Bankalardan onay gelirse, 2009’daki düzenlemenin aynısı, pakete eklenecek. Yetkililer, aynı düzenlemenin kapsama tarihinin değiştirilmesi ve süresinin uzatılması halinde, kart borçlarının da tasarıya eklenmiş olacağını dile getirdiler. Yetkililer, birçok bankanın, aynı şartları tüketicilere uyguladığını belirterek, düzenlemenin eklenmesi halinde kart borcu yapılandırılmasında da birliktelik sağlanacağını söyledi. 2009’da çıkarılan kart borçlarına ödeme kolaylığı getirilmesine ilişkin düzenlemede, temerrüt faizleri yerine normal faiz uygulanmış ve birçok tüketicinin kart borcunda önemli indirimler sağlanmıştı.

Yapılandırma pazartesi Meclis’te

Ekonomi yönetiminin halen üzerinde çalıştığı vergi-SSK prim borçlarının yeniden yapılandırılmasına yönelik düzenlemenin gelecek hafta pazartesi akşamına kadar TBMM’ye sevk edilmesi hedefleniyor. 31 Temmuz’dan önce ihtilaflı hale gelen vergi dosyalarında, mahkemenin ilk aşamasını kazanan mükelleflerin borçlarının yüzde 80’inin, karar çıkmayan mükelleflerin borç anaparasının ise yüzde 50’sinin silinmesine imkan tanıyan tasarıyla ilgili bilgi veren bir yetkili, tasarı üzerinde çalışmaların ilgili birimlerin katılımıyla devam ettiğini belirterek “Düzenlemenin en geç pazartesi günü akşamına kadar TBMM’ye sevk edilmesi hedefleniyor” dedi.


Hüseyin Özay/Star

22 Kasım 2010 Pazartesi

Adabank İhalesinde Geri Sayım

BDDK’nın vetosu nedeniyle ilk 2 ihalesi iptal edilen Adabank’ta geri sayım başladı.

TMSF’nin üçüncü kez satışa çıkardığı ancak 3 kez tarihi ertelenen Uzan Grubu’nun eski bankasının ihalesi en son 24 Kasım’a ertelenmişti. Çarşamba günü ertelenmezse, ihaleyi kazanan muhammen bedel olan 90 milyon dolar ödeyecek. Ayrıca BDDK’nın istediği 300 milyon dolarlık sermayeyi de hazırlaması gerekecek.

Uzun bayram tatilinin ardından Adabank ihalesinde geri sayım başlıyor. Tatilin ardından başlayan haftanın en kritik konusu 24 Kasım’da gerçekleştirileceği duyurulan Adabank ihalesi olacak. TMSF, 4 kez ertelediği Adabank ihalesinin yeni tarihini 24 Kasım olarak duyurmuştu. Ancak ihalenin bu kez de ertelenip ertelenmeyeceği merakla bekleniyor.

Çarşamba günü yapılacağı duyurulan ihaleyi kazanan muhammen bedel olan 90 milyon dolar ödemek zorunda olacak. Ancak Adabank’ın devri için bu tutar yeterli olmayacak. BDDK’nın istediği 300 milyon dolarlık sermayenin de hazır edilmesi gerek. Halen ihaleye kaç grubun katılacağı ise açıklanmadı. Geçtiğimiz günlerde İsrailli Bank Hapoalim’in sahibi olduğu Bank Pozitif, Adabank ihalesine katılacağını bildirdi.


Yılan hikayesine döndü

Adabank’ın satışıyla ilgili süreç yılan hikayesine dönerken, 24 Kasım’da gerçekleştirilecek ihale için TMSF Başkanı Şakir Ercan Gül, İran, İsrail ve Körfez ülkelerinden 3 büyük grubun yeterlilik aldığını söylemişti. TMSF Başkanı Gül, “Rakam ihale gününe kadar 5’i bulabilir” demişti. Başkan Gül ayrıca “Bizim herhangi bir gruba önyargımız yok, büyük grupların kıyasıya mücadele edeceği bir ihale olacak” demişti.

Satışı yılan hikayesine dönen Adabank, TMSF tarafından daha önce üç kez satışa çıkarılmıştı. Haziran 2006’da 60 milyon TL bedelle açılan ilk ihaleye teklif gelmezken, ikinci ihale Temmuz 2006’da gerçekleştirildi. Yapılan ihaleye en yüksek teklifi 45 milyon 100 bin TL ile Kuveytli The International Investor Company (TII) vermişti.

Ancak BDDK, “firmanın mali gücü yetersiz” gerekçesiyle satışı iptal etti. Ardından Ocak 2009’da yapılan üçüncü ihalede ise en yüksek teklifi 57.1 milyon TL ile Sinpaş Grubu ve Abdullah Tivnikli’nin yönetimindeki Eksim Grup vermişti. Uzun süre BDDK onayı bekleyen ihalenin sonucu yaklaşık 1.5 yıl sonra 10 Haziran 2010 tarihinde sessizce açıklandı ve sürpriz kararla BDDK Adabank’ın satışına onay vermedi. 21 Eylül’de yapılacak ihale, önce 19 Ekim’e ardından da 24 Kasım’a ertelendi. TMSF muhammen bedeli 90 milyon dolar olarak belirlerken, fon ihale kanunu gereği en yüksek teklif verene bankayı satacak. Fakat BDDK’nın Adabank’ı alacak grubun “bankacılık yapmaya haiz sermayedar” olmaması durumunda onay vermeyeceğini sık sık vurguluyor.

Adabank İhalesinde Geri Sayım

BDDK’nın vetosu nedeniyle ilk 2 ihalesi iptal edilen Adabank’ta geri sayım başladı

TMSF’nin üçüncü kez satışa çıkardığı ancak 3 kez tarihi ertelenen Uzan Grubu’nun eski bankasının ihalesi en son 24 Kasım’a ertelenmişti. Çarşamba günü ertelenmezse, ihaleyi kazanan muhammen bedel olan 90 milyon dolar ödeyecek. Ayrıca BDDK’nın istediği 300 milyon dolarlık sermayeyi de hazırlaması gerekecek.

Uzun bayram tatilinin ardından Adabank ihalesinde geri sayım başlıyor. Tatilin ardından başlayan haftanın en kritik konusu 24 Kasım’da gerçekleştirileceği duyurulan Adabank ihalesi olacak. TMSF, 4 kez ertelediği Adabank ihalesinin yeni tarihini 24 Kasım olarak duyurmuştu. Ancak ihalenin bu kez de ertelenip ertelenmeyeceği merakla bekleniyor.

Çarşamba günü yapılacağı duyurulan ihaleyi kazanan muhammen bedel olan 90 milyon dolar ödemek zorunda olacak. Ancak Adabank’ın devri için bu tutar yeterli olmayacak. BDDK’nın istediği 300 milyon dolarlık sermayenin de hazır edilmesi gerek. Halen ihaleye kaç grubun katılacağı ise açıklanmadı. Geçtiğimiz günlerde İsrailli Bank Hapoalim’in sahibi olduğu Bank Pozitif, Adabank ihalesine katılacağını bildirdi.

Yılan hikayesine döndü

Adabank’ın satışıyla ilgili süreç yılan hikayesine dönerken, 24 Kasım’da gerçekleştirilecek ihale için TMSF Başkanı Şakir Ercan Gül, İran, İsrail ve Körfez ülkelerinden 3 büyük grubun yeterlilik aldığını söylemişti. TMSF Başkanı Gül, “Rakam ihale gününe kadar 5’i bulabilir” demişti. Başkan Gül ayrıca “Bizim herhangi bir gruba önyargımız yok, büyük grupların kıyasıya mücadele edeceği bir ihale olacak” demişti.
Satışı yılan hikayesine dönen Adabank, TMSF tarafından daha önce üç kez satışa çıkarılmıştı. Haziran 2006’da 60 milyon TL bedelle açılan ilk ihaleye teklif gelmezken, ikinci ihale Temmuz 2006’da gerçekleştirildi. Yapılan ihaleye en yüksek teklifi 45 milyon 100 bin TL ile Kuveytli The International Investor Company (TII) vermişti.

Ancak BDDK, “firmanın mali gücü yetersiz” gerekçesiyle satışı iptal etti. Ardından Ocak 2009’da yapılan üçüncü ihalede ise en yüksek teklifi 57.1 milyon TL ile Sinpaş Grubu ve Abdullah Tivnikli’nin yönetimindeki Eksim Grup vermişti. Uzun süre BDDK onayı bekleyen ihalenin sonucu yaklaşık 1.5 yıl sonra 10 Haziran 2010 tarihinde sessizce açıklandı ve sürpriz kararla BDDK Adabank’ın satışına onay vermedi. 21 Eylül’de yapılacak ihale, önce 19 Ekim’e ardından da 24 Kasım’a ertelendi. TMSF muhammen bedeli 90 milyon dolar olarak belirlerken, fon ihale kanunu gereği en yüksek teklif verene bankayı satacak. Fakat BDDK’nın Adabank’ı alacak grubun “bankacılık yapmaya haiz sermayedar” olmaması durumunda onay vermeyeceğini sık sık vurguluyor.

18 Kasım 2010 Perşembe

Türkiye yüzde 8,2 büyüyecek

OECD Ekonomik Görünüm Raporunda, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 8,2, gelecek yıl yüzde 5,3 ve 2012 yılında ise yüzde 5,4 büyüyeceği öngörülüyor.


Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü'nün (OECD) Ekonomik Görünüm Raporunda, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 8,2, gelecek yıl yüzde 5,3 ve 2012 yılında ise yüzde 5,4 büyüyeceği öngörülüyor.

OECD'nin yılda iki kere yayımlanan Ekonomik Görünüm Raporunun Türkiye bölümünde, 2009 yılının ikinci çeyreğinde başlayan toparlanmanın, 2010 yılı süresince de güçlü olmaya devam edeceği belirtilerek, gayri safi yurtiçi hasıladaki (GSYH) artış oranlarının bu yıl yüzde 8'i, gelecek yıl yüzde 5'i aşmasının beklendiği kaydedildi. Raporda büyüme karşısındaki risklere de dikkat çekilerek, Türkiye'nin iş döngüsünün, dış çevre ve ihracat performansı konusunda çok yüksek hassasiyet taşıdığı, bu konularda da riskler bulunduğu belirtildi.

Rekabet edebilirlik ve istihdamın toparlanması durumunda, yatırım ve büyümenin daha da güçlü olacağı belirtilen raporda, buna karşılık makroekonomik belirsizliklerin artmasının ya da uluslararası rekabet edebilirliğin duraksamasının ekonomik genişlemeyi zayıflatabileceği üzerinde duruldu.

Yetkililerin, para ve mali politikaların aşama aşama sıkılaşacağını belirttiği, Orta Vadeli Ekonomik Programın da Ekim ayında açıklandığı ifade edilen raporda, devam eden yapısal reformların verimliliği ve formal sektörde istihdamı artırmasının, daha dengeli ve sürdürülebilir büyümenin devamına yardımcı olacağı belirtildi.

Raporda, GSYH büyümesinin iç ve dış talebin etkisiyle bu yılın ilk yarısında çok güçlü olduğu vurgulanarak, birtakım göstergelerin yılın ikinci yarısında da iç talebin sağlıklı olmayı sürdüreceğini gösterdiği kaydedildi. Buna karşılık, ihracat ve sanayi üretiminde yavaşlama yaşanabileceğini işaret edildi.



-EKONOMİK TAHMİNLER-



OECD'nin tahminlerine göre Türkiye ekonomisi, bu yıl yüzde 8,2, gelecek yıl yüzde 5,3 ve 2012 yılında ise yüzde 5,4 büyüme kaydedecek.

2012 yılına kadar Türkiye'nin cari işlemler açığının artacağı tahminine yer verilen raporda, Türkiye'nin cari işlemler açığının GSYH'ya oranının bu yıl yüzde 5,1, gelecek yıl yüzde 5,7 ve 2012 yılında da yüzde 6,3 olmasının beklendiği kaydedildi.

Rapora göre, işsizlik oranı da bu yıl yüzde 12, gelecek yıl yüzde 11,7 ve 2012 yılında ise yüzde 11 olacak.

OECD tahminlerine göre, Tüketici Fiyatları Endeksi ise bu yıl yüzde 8,5, gelecek yıl yüzde 6,9 ve 2012 yılında ise yüzde 6,4'e inecek.

12 Kasım 2010 Cuma

Merkez Bankası'nın yeni hamlesi

Merkez Bankası, yüzde 5.5 olan TL munzam karşılık oranlarını yüzde 6'ya çıkardığını açıkladı. Yabancı para yükümlülüklerde yüzde 11 olan zorunlu karşılık oranlarında ise değişikliğe gitmedi.

Merkez Bankası, Eylül ayında da yarım puanlık bir artış yaparak zorunlu karşılık oranlarını yüzde 5.5'e çıkarmıştı.

PİYASADAN PARA ÇEKİLECEK

Merkez Bankası'nın bu hamlesi, son dönemde artan kredi hacminin ve piyasadaki likiditenin biraz frenlenmesi anlamına geliyor. Zorunlu karşılık oranları, MB tarafından piyasadaki likiditeyi dengelemek için kullanılıyor. Oranların düşürülmesi piyasadaki paramiktarını artırırken, yükseltilmesi de düşürüyor.
MB'nin bugünkü hamlesi ile piyasadan 2 milyar TL civarında bir likiditenin çekilmesi bekleniyor.

MERKEZ BANKASI İŞARETİNİ VERMİŞTİ
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, dünkü toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada, zorunlu karşılık oranlarında değişikliğin işaretini vermişti. Kasım ayı toplantısında gecelik borçlanma faizlerini 400 baz puan aşağı çekerek yüzde 5.75’ten yüzde 1.75’e indiren, buna karşılık borç verme faizini yüzde 8.75’te sabit tutan Merkez Bankası Para Politikası Kurul’u, son dönemde artan sermaye girişlerinin iç ve dış talebin büyüme hızlarındaki ayrışmayı belirginleştirdiğine vurgu yapmıştı. Bu durumun hızlı kredi genişlemesi ve uyarılan ithalat talebi kanalıyla cari dengede bozulmaya yol açtığını ve finansal istikrara ilişkin riskleri gündeme getirdiği uyarısında bulunan Kurul, Türk lirası piyasası işlemlerinde vadelerin uzamasını teşvik etmek amacıyla, gecelik piyasada oluşan faizlerin politika faizinden, her iki yönde de konjonktürün gerektirdiği ölçüde sapmasına geçici olarak izin verilebileceğini ifade etmişti. Kurul bu doğrultuda, gecelik borçlanma faizlerinin 400 baz puan daha indirerek borçlanma faizleri ile borç verme faizleri arasındaki farkı artırdığını kaydetmişti.

KRİZ NEDENİYLE ZORUNLU KARŞILIK ORANLARI DÜŞÜRÜLMÜŞTÜ
Merkez Bankası, krizin derinleşmeye başladığı Ekim 2008’de ise küresel krizin piyasalarda yol açtığı sorunları azaltmak amacıyla Türk parası ve döviz likiditesine yönelik olarak alınan diğer tedbirlere ek olarak, zorunlu karşılık oranlarının, 5 Aralık 2008 ve 16 Ekim 2009 tarihlerinde yabancı para yükümlülükler için 2 puan, Türk parası yükümlülükler için 1 puan düşürerek sırasıyla yüzde 9 ve yüzde 5 olarak belirlemişti. Çıkış Stratejisi’nde makroekonomik ve finansal riskleri azaltıcı bir politika aracı olarak zorunlu karşılık oranlarının daha aktif bir şekilde kullanılabileceğini açıklayan Merkez Bankası, bu çerçevede, yabancı para zorunlu karşılık oranlarının, 30 Nisan 2010 ve 6 Ağustos 2010 tarihli yükümlülük dönemlerinden geçerli olmak üzere 0.5’er puan artırarak yüzde 10’a yükseltmişti. Böylece piyasanın likiditesinin yaklaşık 1.4 milyar dolar azaltmıştı.

11 Kasım 2010 Perşembe

5 yılda 20 bin yeni milyoner!

2008 Eylül ayından bu yana 1 milyon liranın üzerinde hesabı olan mudi sayısı 31 bin 500’ü aştı...

BDDK, Eylül ayında bankalarda 1 milyon liranın üzerinde mevduatı bulunan milyoner sayısının geçen yılın aynı ayına göre 3 bin, 5 yıl öncesine göre 19 bin 807 kişi arttığını açıkladı. Global krizin patlak verdiği 2008 Eylül ayından bugüne geçen 2 yıllık dönemde ise Türkiye 7 bin 244 milyoner daha yarattı.

ANKARA - Ekonomik krizden çıkışla birlikte Türkiye’deki milyoner sayısı da, milyonerlerin bankalarda tuttukları mevduat tutarı da arttı. Global krizin miladı olarak görülen 2008 yılı Eylül ayından, bu yılın Eylül ayına kadar olan dönemde Türkiye’de milyonerler arasına 7 bin 244 kişi katıldı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, son 1 yıllık dönemde ise 3 bin yenimilyonerimiz olurken, 2005 yılı Eylül ayından bu yana geçen 5 yıllık dönemde Türkiye’de 20 bin yeni milyoner yaratıldı.

1 yılda 3 bin milyoner

BDDK’nın önceki gün açıkladığı Eylül ayı bankacılık sektör verileri, bankalarda 1 milyon TL’nin üzerinde hesabı bulunan yurtiçi yerleşiklerle ilgili çarpıcı gelişmeyi de ortaya koydu. Buna göre, milyoner mudi sayısı, geçen yılın aynı ayına göre 3 bin 13 kişi artarken, milyoner başına düşen mevduat tutarı da arttı. Geçen yıl Eylül ayında milyoner sayısı 28 bin 556 iken, bu yılın Eylül ayında bu sayı 31 bin 591’e çıktı. Böylece 1 yılda Türkiye’de milyonerler arasına 3 binden fazla yeni milyoner eklenirken, milyonerlerin hesabında tuttukları toplam mevduat da 208.3 milyar TL’den, 257 milyar TL’ye yükseldi. Böylece milyoner başına düşen 7.3 milyon TL’lik tutar da 8.1 milyon TL’ye yükselmiş oldu.

5 yılda 2.7 kat arttı

BDDK verileri Türkiye’de 2005 yılı Eylül ayından bu yılın aynı dönemine kadar geçen 5 yıllık sürede milyoner sayısının 11 bin 784’ten, 31 bin 591’e çıktığını gösteriyor. Buna göre 5 yılda 19 bin 807 yeni milyonerimiz daha oldu. Aynı dönemde milyoner hesaplarında tutulan mevduat da 83.2 milyar liradan 256.9 milyar liraya yükseldi. Milyoner sayısı 11 bin 784’ten 31 bin 591’e çıkarak, 5 yılda 2.7 kat arttı. Aynı şekilde milyonerlerin banka hesaplarında tuttukları toplam para da 83.2 milyar liradan, 256.9 milyar liraya çıkarak, 3 kat artmış oldu.

Ekonomik krizde artış hızlandı

Rakamlar incelendiğinde ilginç bir durum da ortaya çıktı.

Türkiye’de 2005 Eylül ile 2010 Eylül dönemini kapsayan 5 yıllık dönemde milyoner sayısındaki en fazla artış 2008 yılı Eylül döneminde yaşandı. Böylece dünya devi Lehman Brothers’ın Eylül 2008 tarihinde batışıyla resmen başlayan global ekonomik krizde Türkiye, milyoner sayısındaki en yüksek artışı yaşadı. 2008 yılı başından Eylül 2008 tarihine kadarki 9 aylık dönemde milyoner sayısı 4 bin 763 kişi birden artarak, 24 bin 347’ye ulaştı. 2005 yılından itibaren 9 aylık dönemlerdeki en büyük artış da bu oldu.

Aynı dönem milyoner hesaplarında tutulan toplam mevduat da en yüksek tutarlı artışı yaşayarak 28.1 milyarlık artışla 172.1 milyar TL’ye ulaştı. Bu gelişme, varlık sahiplerinin riskli yatırımlardan çıkıp mevduata yönelmiş olabileceklerini ortaya koyuyor. Öte yandan ekonomik krizden bu yana, 2008 Eylül-2010 Eylül arasındaki 2 yıllık dönemde ise milyonerler arasına 7 bin 244 milyoner daha katılmış oldu.

vatan

8 Kasım 2010 Pazartesi

Bankalar kara kara 2011’i düşünüyor

Bir banka Genel Müdürü, sektörün 2011 yılına çok büyük stres biriktirdiğini, bankacıların gelecek yıldan tedirgin olduklarını söyledi

GEÇEN hafta konuştuğum bir banka Genel Müdürü, sektörün 2011 yılına çok büyük stres biriktirdiğini, bankacıların gelecek yıldan tedirgin olduklarını söyledi.

Bu yıl sistemin kârının 2009 yılı kadar, belki birkaç milyar TL üstünde olabileceğini yani 22-23 milyar kâr çıkabileceğini belirten Genel Müdür, bunun 4-5 milyar lirasının ise ayrılan kredi karşılıklarının bozulup kâr yazılmasından kaynaklanacağını belirtti. Dolayısıyla bu yıl kârlarda önemli bir artış olmadığının altını çizen aynı bankacı, önümüzdeki yıl ise bu yılki kâr düzeyine ulaşmanın, şimdiden bakıldığında, neredeyse imkansız gibi gözüktüğünü söyledi. Aynı bankacı, şu anda sorun gibi gözükmeyen cari açığın ve sıcak paranın ne zaman patlayacağının belli olmadığının da altını çizdi.

Bir başka banka genel müdürü, işlerin giderek zorlaştığını kaydederken, çok büyük bir rekabet yaşandığını, mevduattaki rekabet nedeniyle faizlerin yükseltildiğini,buna karşılık plasmanda da rekabet olduğunu, kredi oranlarının ise bu rekabet nedeniyle giderek düştüğünü söyledi. Bu bankacı yaşanan rekabetin daha da kızışmasını beklediklerini, kârların bu nedenle giderek azalmasının kaçınılmaz olacağını söyledi.

Durum böyleyken, yani bankacılık sektörü üzerindeki yükler birikirken, otoritenin yani Hükümetin bankacılığa bakışındaki sakatlığın, “Bunlar çok kâr ediyor, her fırsatta yüklenip bir kısmını alalım” anlayışının ise devam ettiği görülüyor. Son olarak KKDF artırımını geriye dönük bankalardan almaya kalkışan, bu nedenle kredi kullananla bankaları karşı karşıya getiren Maliye’nin bu tavrı bile, tek başına otoritenin bankalara bakışını göstermeye yeter.

Bankacılar aynı şekilde, maliyetlerini artıracak şekilde sık sık yapılan düzenlemelerden de, buna karşılık verdikleri hizmetler karşılığı tüketiciden komisyon aldıklarında, yönetimin takındığı tutumdan da çok rahatsızlar.

OTORİTENİN BANKALARA BAKIŞI

Sektörün güvendiği isimlerin başında gelen Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın bile sektörü tam anlamadığını kaydeden bir başka büyük bankanın yöneticisi ise, “bankacılıkta oligopolü önleyeceğiz” söyleminin yanlışlığına değindi. Rekabetin çok yoğun olduğunu, hiçbir zaman oligopol bir eğilim olmadığını kaydeden yetkili, bir de “ölçek ekonomisi” kavramının olduğunun artık anlaşılması gerektiğini, otoritenin mevcut anlayışı ile Türkiye’nin uluslar arası piyasada söz sahibi olabilecek bir banka çıkarmasının hayal olduğunu söyledi.

BDDK Başkanı Tevfik Bilgin’in son Garanti Bankası hisselerinin BBVA’ya satışı sonrası “Muhatap sayısı değişmedi, çok sevindim” dediğini hatırlatan aynı yetkili, bunun çok yanlış bir anlayış olduğuna dikkat çekti. BDDK’nın bankaların sahipleriyle değil yöneticileriyle muhatap olması gerektiğini, bazı çok büyük uluslar arası bankalarda yüzde 5 hisseden fazla pay sahibi bulunmadığını hatırlatarak, geçmişteki banka olaylarında da banka sahiplerinin ortada olmadığını, her şeyin banka yöneticileriyle çözüldüğünü ve tüm ekonominin yararına ne kadar iyi çözüldüğünün son küresel krizle birlikte şimdi görüldüğünü ifade etti. Aynı bankacı, “BDDK daha çağdaş, daha batılı anlamında bir anlayışa sahip olması gerekir” dedi.

Bu arada “Örneğin Doğuş Holding GE’nin payını alıp tümüyle Türk sermayeli olamaz mıydı?” diye sorup, “rahatlıkla olabilirdi” diye yanıtını da veren aynı bankacının sorduğu şu soru ise bence bankacılığın önündeki söylenmeyen büyük soruna işaret ediyordu:

“En karlı banka olan Garanti Bankası tümüyle Türk sermayeli olabilir, uluslararası rekabete de açılabilirdi ama acaba Türk hissedarlar, otoritenin keyfi tutumundan korktukları için mi, bir yabancı ortağı yeniden ortak olarak alma ihtiyacı duydular?”

Aslında sadece bankalar için değil, tüm özel sektör için; keyfi denetimler, keyfi kararlar, hukukun keyfi kullanımı giderek daha fazla korku unsuru olmuyor mu?

Erdal Sağlam / Hürriyet

5 Kasım 2010 Cuma

Dikkat! Kara listeye düşmeyin!

KKDF oranı yüzde 15'e çıkınca TÜDEF'ten yeni bir uyarı daha geldi

Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Genel Başkan Yardımcısı Ali Çetin, tüketici kredilerine uygulanan Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu'nun (KKDF) artırılmasıyla kara listeye düşen tüketici sayısının da artacağını ifade etti.

Çetin yaptığı yazılı açıklamada, KKDF oranının kredinin kullanım tarihine bakılmaksızın bütün tüketici kredilerinde yüzde 15 olarak uygulanacağını belirtti.

Tüketicilerin kredi kullandıkları tarihte tüm maliyeti hesap ederek kredi kullandıklarını, sonradan bir maliyet artışının sözleşmenin tüketici aleyhine değişmesi anlamına geldiğini kaydeden Çetin, ''Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 6. maddesi gereği sözleşmede vergi artışının yansıtılacağı yazmış olsa da bu haksız bir şarttır. Yine uygulama, kanunun (taraflar arasında akdedilen sözleşmede öngörülen kredi şartları, sözleşme süresi içinde tüketici aleyhine değiştirilemez) hükmüne de aykırıdır'' dedi.

"ANAYASA'YA AYKIRI"

Uygulamanın genel hukuk kurallarına da Anayasa'ya da aykırı olduğunu belirten Çetin, şunları kaydetti:

''Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de bütün bu aykırılıkların farkındadır. Yani idare yasa dışı davrandığını bilmektedir. Bu nedenle düzenleme en kısa sürede mahkemeye taşınacak ve kanuna açık aykırılık, hukuk yolu ile düzeltilecektir.

Tüketici kredileri ödeme taksitleri ya tüketicilerin bankalarına verdiği otomatik talimatlarla veya banka hesaplarına taksit zamanında yatırdıkları mevduatlardan alınmaktadır. Ancak 1 lira civarında çok küçük farklar dahi olması halinde banka kredi tutarını çekmemekte ve tüketici temerrüde düşmektedir. Bankalar, temerrüde düşen tüketiciyi (borcunu ödemiyor) diyerek Merkez Bankası'na bildirmekte ve Merkez Bankası da o tüketiciyi kara listeye almaktadır. KKDF artışı sonucunda banka hesaplarına eski tutarı yatıran tüketicilerin 5-10 lira arasında doğacak KKDF farkları nedeniyle bankalar tüketicilerin taksitlerini kredi hesabına aktarmayacak ve temerrüde düşüreceklerdir. Bu durumda hem tüketiciden haksız faiz elde edecekler hem de binlerce tüketici kara listeye düşecek ve bir daha kredi kullanamayacaktır.''

Dikkat! Kara listeye düşmeyin!

KKDF oranı yüzde 15'e çıkınca TÜDEF'ten yeni bir uyarı daha geldi

Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Genel Başkan Yardımcısı Ali Çetin, tüketici kredilerine uygulanan Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu'nun (KKDF) artırılmasıyla kara listeye düşen tüketici sayısının da artacağını ifade etti.

Çetin yaptığı yazılı açıklamada, KKDF oranının kredinin kullanım tarihine bakılmaksızın bütün tüketici kredilerinde yüzde 15 olarak uygulanacağını belirtti.

Tüketicilerin kredi kullandıkları tarihte tüm maliyeti hesap ederek kredi kullandıklarını, sonradan bir maliyet artışının sözleşmenin tüketici aleyhine değişmesi anlamına geldiğini kaydeden Çetin, ''Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 6. maddesi gereği sözleşmede vergi artışının yansıtılacağı yazmış olsa da bu haksız bir şarttır. Yine uygulama, kanunun (taraflar arasında akdedilen sözleşmede öngörülen kredi şartları, sözleşme süresi içinde tüketici aleyhine değiştirilemez) hükmüne de aykırıdır'' dedi.

"ANAYASA'YA AYKIRI"

Uygulamanın genel hukuk kurallarına da Anayasa'ya da aykırı olduğunu belirten Çetin, şunları kaydetti:

''Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de bütün bu aykırılıkların farkındadır. Yani idare yasa dışı davrandığını bilmektedir. Bu nedenle düzenleme en kısa sürede mahkemeye taşınacak ve kanuna açık aykırılık, hukuk yolu ile düzeltilecektir.

Tüketici kredileri ödeme taksitleri ya tüketicilerin bankalarına verdiği otomatik talimatlarla veya banka hesaplarına taksit zamanında yatırdıkları mevduatlardan alınmaktadır. Ancak 1 lira civarında çok küçük farklar dahi olması halinde banka kredi tutarını çekmemekte ve tüketici temerrüde düşmektedir. Bankalar, temerrüde düşen tüketiciyi (borcunu ödemiyor) diyerek Merkez Bankası'na bildirmekte ve Merkez Bankası da o tüketiciyi kara listeye almaktadır. KKDF artışı sonucunda banka hesaplarına eski tutarı yatıran tüketicilerin 5-10 lira arasında doğacak KKDF farkları nedeniyle bankalar tüketicilerin taksitlerini kredi hesabına aktarmayacak ve temerrüde düşüreceklerdir. Bu durumda hem tüketiciden haksız faiz elde edecekler hem de binlerce tüketici kara listeye düşecek ve bir daha kredi kullanamayacaktır.''

2 Kasım 2010 Salı

Garanti Bankası'na İspanyol ortak

Garanti Bankası ile İspanyol BBVA, General Electric'in hisselerinin devri konusunda anlaştı. GE’nin Garanti Bankası'ndaki yüzde 20.85 oranındaki hisselerinin yeni sahibi İspanyolların büyük bankası İspanyol Banco Bilbao Vizcaya Argentaria, S.A (BBVA) oldu. Hisse devrinin açıklanmasının ardından IMKB'de Garanti Bankası hisselerindeki değer artışı yüzde 3'e ulaştı. İMKB'de saat 11.50 itibari ile 1.2 milyar lira civarında işlem hacmi gerçekleşirken, Garanti Bankası hisseleri bunun yaklaşık 600 milyon lirasını oluşturuyor.

Doğuş Grubu, Garanti Bankası'nın çıkarılmış sermayesinin yüzde 6,29'una karşılık gelen toplam 264.188.400 nominal lira değerinde Garanti Bankası hissesini İspanyol Banco Bilbao Vizcaya Argentaria, S.A (BBVA) satmak üzere hisse devir sözleşmesi imzalandığını duyurdu.
BBVA, ayrıca GE Arastırma ve Müşavirlik Ltd'e (GE) ait ve Türkiye Garanti Bankası A.Ş'nin çıkarılmış sermayesinin yüzde 18,60'ına karşılık gelen toplam 781 milyon 200 bin nominal TL değerde Garanti Bankası hissesini de satın almak üzere GE ile anlaşmaya vardı. Yapılan anlaşma gereği, BBVA, 3 yıl boyunca Garanti Bankası hisselerini üçüncü şahıslara satamayacak.

Garanti Bankası'ndan Kamuyu Aydınlatma Platformu'na gönderilen yazıya göre, satışa konu hisselerin toplam bedelinin 2 milyar 62 milyon dolar olarak belirlendi. Hisse devrini takiben Doğuş Grubu'nun Garanti Bankası'ndaki payı yüzde 24,89 olacak.

ŞAHENK: ÜLKEYE ÖNEMLİ BİR SERMAYE GİRDİSİ SAĞLAYACAK
Garanti Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Ferit F. Şahenk, Doğuş Holding ve BBVA'nın, Garanti Bankası'nda ortaklık için anlaşmalarına ilişkin, “BBVA ile güçbirliğimiz, küreselfinans sisteminin ekonomik krizin yaralarını iyileştirmeye çalıştığı bir süreçte, ülkemize önemli bir sermaye girdisi de sağlayacak” değerlendirmesini yaptı.
Garanti Bankası'ndan yapılan yazılı açıklamada, Doğuş Holding A.Ş'nin, Avrupa'nın “önde gelen” bankacılık gruplarından ve İspanya;nın “en büyük” ikinci bankası Banco Bilbao Vizcaya Argentaria S.A (BBVA) ile Türkiye Garanti Bankası A.Ş'nin hisselerinin bir kısmının satın alınması konusunda anlaşmaya vardığı vurgulandı.
BBVA'nın, 1 Kasım 2010 tarihinde imzalanan hisse devir sözleşmesine göre, Garanti Bankası;nın çıkarılmış sermayesinin yüzde 6,2902'sine denk gelen toplam 264 milyon 188 bin 400 nominal TL tutarındaki hisseyi, 2 milyar 62 milyon dolar karşılığında satın alacağı yinelenen açıklamada, BBVA'nın ayrıca, Garanti Bankası;nın çıkarılmış sermayesinin yüzde 18,60'ına tekabül eden 781 milyon 200 bin nominal TL tutarındaki hisseyi satın almak üzere General Electric ile de anlaşmaya vardığı duyuruldu.
Düzenleyici kuruluşların onayından sonra eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek hisse devir işlemlerini takiben, Doğuş Grubu ve BBVA, Garanti Bankası'nda yüzde 24,8902'lik hisseleriyle eşit olarak yer alacaklar.
Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ferit F. Şahenk, bankanın Yönetim Kurulu Başkanı, Ergun Özen ise bankanın Genel Müdürü olarak görev yapmayı sürdürecek.
Ortaklığın ilk 5 yılında, eşit ortaklık prensibiyle hareket edilecek. Garanti Bankası;nın Yönetim Kurulu;nun 4 üyesi Doğuş Holding, 4 üyesi ise BBVA tarafından önerilecek. Garanti Bankası Genel Müdürü, Doğuş Holding tarafından önerilecek ve Yönetim Kurulu;nda 9. üye olarak yer alacak. 6. yıldan itibaren BBVA, bankanın yüzde 1 hissesini temsil eden payı, Doğuş Holding;den alma hakkına sahip olacak. BBVA söz konusu yüzde 1;lik hisseyi aldığı takdirde ve Doğuş yüzde 15;in altına inmediği sürece, Yönetim Kurulu;nun 6 üyesi BBVA, 3 üyesi Doğuş Holding tarafından önerilecek, Genel Müdür;ün mutabakatla belirlenmesine devam edilecek. Sermaye artırımı, temettü dağıtımı, bütçe ve iş planlarının onaylanması gibi hususlar dahil olmak üzere bankanın temel işleyişinde hayati öneme sahip kararlar, Doğuş Grubu;nun mutabakatıyla alınacak.

BBVA: BÜYÜYEN PİYASALARDA OLMAK İSTİYORUZ

Garanti Bankası'nın çıkarılmış sermayesinin yüzde 24,9'unu satın alan İspanyol bankası Banco Bilbao Vizcaya Argentaria'nın (BBVA) Başkanı Francisco Gonzalez, büyük güçle büyüyen piyasalarda olmak istediklerini, Türkiye'nin de bunlardan biri olduğunu belirtti.
BBVA'dan yapılan yazılı açıklamada, Garanti Bankası'nın çıkarılmış sermayesinin General Electric'e ait yüzde 18,6'sı ve Doğuş Grubu'na ait yüzde 6,3'ünün satın alınmasıyla ilgili taraflarla anlaşmaya varıldığı bildirildi. Garanti Bankası'nın yüzde 24,9'unun satın alınmasının toplam 4 milyar 200 milyon avroya mal olduğu, bankanın ortak yönetimi konusunda da Doğuş Grubu ile anlaşma sağlandığı ifade edildi. BBVA, büyüme ve genişlemeyle mevcut durumdaki sermayesini 5 milyar avro büyüttüğünü de açıkladı.
Bu arada, BBVA Başkanı Francisco Gonzalez, Garanti Bankası'nın yüzde 24,9 hissesinin satın alınmasıyla ilgili olarak “BBVA, büyük güçle büyüyen piyasalarda olmak istiyor ve Türkiye de, Garanti gibi lider bir banka aracılığıyla, şüphesiz bunlardan biridir” açıklamasını yaptı.

BİLGİN: HİSSELERİN BÖLÜNMEMESİ SEVİNDİRİCİ

BDDK Başkanı Tevfik Bilgin'de hisse devrine yönelik yaptığı açıklamada, "Bankacılıkta ortakların yüzde 10'un üzerinde bir paya sahip olması bir güvencedir. Bu anlamda Garanti Bankası hisselerinin küçük paylara bölünmemiş olması sevindirici bir gelişme. Garanti Bankası'nda iki muhattabımız vardı aynı kalması bizi memnun etti" dedi.

İSPANYA'NIN İKİNCİ BÜYÜK BANKASI

Doğuş Holding A.Ş'nin, Türkiye Garanti Bankası hisselerinin bir kısmının satın alınması konusunda anlaşmaya vardığı Banco Bilbao Vizcaya Argentaria S.A (BBVA), İspanya'nın ikinci büyük bankası konumunda bulunuyor .
Banco Bilbao Vizcaya Argentaria S.A, çok ortaklı ve tek bir hakim hissenin bulunmadığı bir kuruluş olarak biliniyor.
Güney Amerika, Meksika, ABD, Portekiz ve Çin'de faaliyet gösteriyor.
Toplam varlıkları yaklaşık 557 milyar avro olan bankanın 105 binin üzerinde çalışanı bulunuyor ve sahip olduğu 7 bin 362 şubeyle, 47 milyon müşterisine hizmet veriyor.
BBVA'nın piyasa değeri, 30 Eylül 2010 itibarıyla 37.1 milyar avro seviyesinde bulunuyor.

Kaynak: Hürriyet

1 Kasım 2010 Pazartesi

Türk bankaları, ‘dünya sağlamlık ligi’nde 53 sıra birden zıpladı

Hülya GÜLER

Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu’nun 12 başlık altında ölçtüğü küresel rekabet endeksinde, 6 başlıkta yükseldi, bir başlıkta konumunu korudu ve 5 başlıkta geriledi. Bankaların sağlamlığı konusunda 53 sıra birden yükselen Türkiye dünyada 36’ncı sırada yer aldı.

SEKTÖREL Dernekler Federasyonu’nun (SEDEFED), Sabancı Üniverstitesi Rekabet Forumu (REF) ile birlikte hazırladığı Türkiye Rekabet Gücü Raporunda, bankaların sağlamlığı başlığında geçen yıl 53 sıra birden yükselen Türkiye, dünya sıralamasında 36’ncı oldu. Ancak halkın tasarruf oranlarına bakıldığında Türkiye’nin geçen yıla göre 38 sıra gerileyerek, 64’üncü sıradan 102’inci sıraya düştüğü görüldü.

Tasarrufta sınıfta kaldı

SEDEFED Başkanı Çetin Nuhoğlu, özellikle finans piyasalarının gelişmişliği ve kurumlar başlıklarındaki olumlu gelişmelerin Türkiye’nin rekabette yerini korumasını sağladığını belirterek, “Bankaların sağlamlığında 2009’da 89’ncu sıradayken, 2010’da 53 sıra birden yükselerek 36’ncılığa çıktık. Bu süreçte bankalar yüz akımız oldu. Sonuçlar, bankaların Türkiye’yi krizde korumuş olduğunu ancak Türk halkının tasarruf edemediğini gösteriyor” dedi.

Küçüldük ama yerimizi koruduk

Türkiye’nin kriz sürecinde Gayri Safi Milli Hasılası’ndaki (GSMH) yüzde 14’lük düşüşe rağmen geçen yıl olduğu gibi bu yıl da dünya rekabet sıralamasında 61’inci sıradaki yerini koruduğunu kaydeden Nuhoğlu, “Toparlanma sürecinde atılan doğru adımlarla rekabet gücümüzü artırabilir, endekste bize yakışan daha üst sıralara çıkabiliriz” diye konuştu. SEDEFED ve REF, Türkiye Rekabet Gücü Raporunu 12 başlık altında 112 kriteri esas alarak hesaplanan 139 ülkenin katıldığı Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Küresel Rekabet Endeksi verilerine dayanarak hazırlıyor.

6 başlıkta yükseldik

Bu yıl Türkiye’nin ihracattaki rekabet gücü ile otomotiv sektörünün rekabet gücünün de ayrıca ölçüldüğü Türkiye Rekabet Gücü Raporunda, Türkiye’nin bu yıl, 12 başlıktan 6’sında geçen yıla göre yükseldiği, bir bileşende rekabet gücünü koruduğu ve 5’inde de rekabet sıralamasında gerilediği ortaya çıktı. Türkiye’nin kurumlar, altyapı, sağlık ve temel eğitim, finans piyasalarının gelişmişliği ve inovasyon başlıklarında rekabet gücü artarken, iş dünyasının gelişmişliği konusunda rekabet düzeyi aynı kaldı. SEDEFED, TÜSİAD-Sabancı Üniversitesi Rekabet Forumu’yla birlikte bu yıl 4 Kasım’da gerçekleştirecekleri Rekabet Kongresi’nde açıklanacak rapora göre Türkiye’nin rekabet gücü, finans piyasalarının gelişmişliği konusunda 19 sıra birden yükselirken, makro ekonomik istikrar başlığında da 19 sıra gerilediği görüldü.

Otomotivde ABD ve Çin’i geçtik

SEKTÖREL Dernekler Federasyonu’nun (SEDEFED), Sabancı Üniverstitesi Rekabet Forumu (REF) bu yıl, Türkiye’nin ihracat alanındaki rekabet gücünü ölçmek amacıyla ‘İhracatta Rekabet Gücü’ raporu da hazırladı. Birleşmiş Milletler’in Uluslararası Ticaret verilerine göre hazırlanan raporda 48 ülke ile 257 ürün grubunda ülkelerin karşılıklı kıyaslaması yapıldı. Göreli İhracat Avantajı Endeksi veritabanıyla sektörlerin rekabet gücü ölçüldü. Raporu değerlendiren SEDEFED Başkanı Çetin Nuhoğlu, Türkiye’nin lokomotif sektörlerinden motorlu kara taşıtlarında rekabet gücünde her yıl yükseliş gösterdiğini kaydederek şunları söyledi: “Motorlu kara taşıtlarında 1995 yılında 48 ülke ortalaması 1.10 iken Türkiye’nin puanı 0.37’ydi. Ancak Türkiye büyük bir yükseliş göstererek, 2008’de 48 ülke ortalaması 1.24 iken ortalamanın üzerine çıkarak 1.68’lik bir performans gösterdi. Her yıl istikrarlı bir şekilde büyüme trendini otomotivde koruyoruz. Amerika, Fransa, İngiltere, Güney Kore ve İtalya Türkiye’nin gerisinde. Çin’in rekabet gücüyse 0.40 puan. Türkiye’nin üstünde yer alan ülkeler ise, Slovakya 2.7 ile birinci, Japonya 2.68’le ikinci, İspanya 2.36 ile 3’ncü sırada yer alıyor. Çek Cumhuriyeti 1.93, Almanya 1.91, Meksika 1.80, Polonya 1.7 ve hemen arkasından Türkiye 1.68’lik puanıyla sıralanıyor. ”

Bankalar çok daha yükseğe çıkabilirdi

TÜRKİYE’nin 2009 yılında finans piyasalarının gelişmişliği ana başlığında 80’nci sıradayken, 19 sıra birden çıkarak 61’nciliğe yükseldiğini söyleyen Çetin Nuhoğlu, şunları dile getirdi: “Menkul kıymetlere ilişkin düzenlemelerde 25 basamak yükselerek, 71’ncilikten 46’ncılığa çıktık. Yerel özsermaye pazarı yoluyla finansman başlığında ise 19 sıra birden sıçrayarak, 65’ncilikten 46’ncılığa yükseldik. Bu süreçte finansal piyasalar Türkiye’nin kaldıracı oldu. Finansal piyasaların gelişimine ve ekonominin performansına büyük katkı sağlayan en önemli başlık ise ulusal tasarruf oranı. Ulusal tasarruf oranında kriz yılı olan 2009’da 64’ncü iken 2010’da 38 sıra birden gerileyerek 102’nci olduk. Bankalarımız çok daha yükseklerde olabilirdi belki Türk insanı tasarrufu unutmasaydı.”

İşgücü verimliliğinde 139 ülke arasında 127’nciyiz

AYNI zamanda Dünya Ekonomik Forumu’nun Türkiye Temsilcisi olan REF’in Direktörü Prof. Dilek Çetindamar, bu yıl Rekabet Kongresi’nde özellikle Türkiye’nin çok geride olduğu “emek piyasalarının gelişmişliği” ana başlığını masaya yatıracaklarını söyledi. Çetindamar, şöyle konuştu: “Rekabet gücünde en kötü durumda olduğumuz başlık emek piyasalarının gelişmişliğidir. 139 ülke arasında 127’nci sıradayız. İstihdamın katılığında 11 sıra düşerek 86’ncılığa geriledik. İş gücüne kadın katılımında 125’nci sıradan 131’nciliğe geriledik. Özellikle beyin göçünde 20 sıra birden gerileyerek 70’incilikten 90’ncılığa düştük. Hükümet, sanayi ve üniversiteler olarak bu alanı nasıl geliştirebileceğimiz konusunda birlikte çalışmamız gerekiyor.”

Türkiye, ‘atağa geçen’ ülke

DÜNYA Ekonomik Forumu’nun ülkeleri “ivmeleri düşenler, yıldızlar, atağa geçenler ve geridekiler” olarak gruplara ayırdığını kaydeden Çetin Nuhoğlu, Türkiye’nin atağa geçen ülkeler grubunda yer aldığını Yunanistan, Macaristan gibi ülkelerin ise geridekiler grubunda olduğunu ifade etti. Türkiye’nin alt yapıda büyük bir ivme kazandığını belirten Nuhoğlu, “Türkiye altyapı bileşenlerinde ciddi bir atış gösterdi. Özellikle altyapının genel kalitesi bileşeninde 22 sıra birden atladı. 62’ncilikten 40’ncılığa yükseldi. Havayolu altyapısının kalitesinde de benzeri bir şekilde 10 sıralık gelişme gösterdik. 54’ncülükten 44’ncülüğe çıktık. Demiryolu alt yapısı kalitesinde ise yerimizde sayarken, liman alt yapısının kalitesinde 6 basamak yükseldik” dedi. Raporda, Avusturya, belçika, Fransa, Almanya, Lüksemburg, Hollanda ve İngiltere yıldız ülkeler olarak nitelenirken, Danimarka, İSpanya, Portekiz gibi ülekeler ivmeleri düşen ülkeler arasında yer aldı. Yunanistan, Macaristan ve malta geridekiler kategorisinde yer alırken, Çin, Hindistan, Brezilyşa, Rusya ve Hindistan da Türkiye gibi atağa geçenler arasında.

Hürriyet